Geçmiş tarihinde sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, UNESCO mirasına girmiş ve biri de girmeye hazırlanan iki eski başkentin İstanbul ve Edirne’nin arasında yer almayı başarmış zengin bir tarihi mirasa sahip,henüz keşfedilmemiş bir coğrafyada Tarihi Kentler Birliği’nin üyesi olan ve Istranca Dağları eteklerinde “Ihlamur kokulu ilçe” olarak anılan Vize
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur. Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisinde çok özel bir insana başarıdan başarıya koşan, her başarısı ödüllerle taçlandırılan bir iş insanı Bülent Türker’ e yer verdim .
01.01.1956 tarihinde Kırklareli’nin Vize ilçesinde dünyaya gelen Bülent Türker . İlk ve Orta okulu Vize’de, Liseyi Edirne Ticaret Lisesinde tamamlamasının ardından , A.İ.T.İ. Akademisi İşletme Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi iş idaresi bölümünden iyi derece ile mezun oldu. Bülent Türker bekar olup, Buğra Türker adında bir oğlu bulunmaktadır.
Eski bir milli sporcu olan Bülent Türker 1993 yılında Hürriyet Gazetesi ve Jeeyses Gençİş Adamlarının düzenlediği Türkiye’nin en başarılı gençleri yarışmasında insanlara ve Gönüllü Kuruluşlara Yardım dalında Türkiye’nin en başarılı genci ödülüne layık görüldü.
Hollanda ya otostopla giderek yarışmalarda birinci oldu ve temizlikçi olarak girdiği bankaya memuriyet döneminin ardından ,Hollanda da 3 değişik bankalarda müdürlük yaparak 28 yıllık bankacılık hayatından, 2007 yılında kendi isteği ile ayrılarak kendini dünyayı gezmeye ve yardım çalışmalarına adadı.
1992 yılından beri de TSK Mehmetçik Vakfı’na her konuda maddi ve ayni olmak üzere yardımlarda bulundu. 1994-1999 yıllarında “Altın Plaket” ve 2002 yılında “Altın Madalya” ile ödüllendirilen tek kişidir.
1992 yılında Hollanda tarihinde ilk kez 15 yıldır hiç bir Türk öğrenciyi okula almayan Rotterdam ın en iyi kolejine kendi oğlu 4 yaşındaki Buğrayı kayıt ettirmeye kalkmış 559 günlük mücadele sonrası oğlu ile kendini okulun kapısına zincirleyerek bağlayarak Tüm Hollanda ve dünya basınında olay yaratmış,okul müdürü kalp krizi geçirip okuldan alınmış, Milli Eğitim müşaviri görevden aldırtarak oğlunun okula alınmasını sağlamış , aynı okula oğlunu vermeyerek başka okula vermiştir. Oğlu daha sonra başka okullarda başarı ile okumuş Amerika’da 4 yılda 2 üniversite bitirerek, Hollanda’ya dönmüştür. Aynı kolej o günden sonra okula Türk kökenli öğrenci almayı kabul etmiştir. Bu da Hollanda tarihinde ilk olmuştur 2004 yılında TSK Rehabilitasyon Merkezince Altın Madalya ve yine aynı yıl TSK ELELE VAKFI tarafından, gazilerimize yaptığı engelli arabası ,ambulans ve desteklerden dolayı ödüllendirildi.
Denizyıldızları projesi ile 1999 Marmara depreminde Deprem bölgesi Derince -İzmit ‘de Anaokulu yaptırmış ve T.C. MEB Bülent TÜRKER Anaokulu adı ile Türk eğitimine bağışlayarak armağan etmiştir. Yıllarca da aynı okulun sponsorluğunu üstlenmiş. Okul 3 kez ödül alarak Beyaz Bayrak ünvanlını alan İzmit in en iyi devlet Ana okullarından biri olma özelliğine sahip olmuştur. Yıllarca okulunda ve değişik yerlerde yüzlerce çocuğa eğitim bursu ve desteği vermiştir. 2005 yılında doğduğu ilçe Vize de Tekel binasını restore ederek ANADOLU LİSESİ açılmasına vesile olmuş ve büyük maddi destek vermiştir.
2008 yılında Bankadan aldığı tazminatı ile yine Derince İzmit te rahmetle babası ve annesi adını taşıyan T.C MEB RIZA -ZEHRA TÜRKER Engelliler okulunu hizmete sokmuştur. Amatör bir fotoğrafçı olan Türker, gezdiği 70 dolayında ülkede çektiği on binlerce resimleri sergileyerek ülke tanıtımına katkıda bulunmuştur. Fotoğrafları Hollanda ve Türkiye de dergilerde kapak olmuş ,”Ütü ile tost yapan” fotoğrafı da Holllanda’ da , 3 milyonluk Turizm dergisinde ayın fotoğrafı seçilerek ödüller kazanmış aynı fotoğraf Japonya da ödül almış ve Türkiye de de günlük en büyük bir gazetede tam sayfa yayımlanarak gündem yaratmıştır. Doğduğu ilçede ilçeye bağışladığı Ambulans ve yardımlardan dolayı doğduğu caddeye Bülent TÜRKER Caddesi meclis kararı ile verilmiştir. Hayatta iken genç yaşta böyle bir güzel olayı yaşaması büyük mutluluktur.
1993 yılında Trabzon ,1994 yılında Manisa İli Salihli ilçesi , 1995 yılında Tekirdağ Malkara ,1999 yılında Erzurum ve Sivas illerinin yaptığı yardımlardan dolayı Fahri Hemşerilik Belgesi ve Trabzon’un da Anahtarını alarak ödüllendirilmiştir. Hollanda ve Türkiye arasında yaptığı dostluk çalışmaları, yaptığı balolar, dostluk geceleri yardım çalışmaları ,girişimciliği ve gönüllü çalışmaların dan dolayı “Erasmus Ünversitesi”nde bir Türk kız öğrenci tarafından hayatı tez konusu olmuş ve en yüksek notu almıştır. Bu okul tarafından Belediyeye oradan Bakanlığa ve sonra Kraliçeye kadar ulaşmıştır. Yapılan araştırma ve incelemelerden sonra 2001 yılında Kraliyet gününde Hollanda da en genç yaşta en üstün “HOLLANDA KRALİYET ŞOVALYE’ liği ünvanlını, Rotterdam da alan tek Türk olma özelliğine sahiptir. 2002 yılında da Hollanda’daki Türk güzeli Azra Akın a maddi ve manevi destek vererek birlikte “Dünya Güzellik Yarışması”na gitmiş ve Dünya Güzeli olmasında büyük çaba ve destek vermiştir. Çanakkale nin Bilinmiyenleri , Unutulmaz Anılarda Çanakkale (Ahmet Gürel ile) Kaçırıldığı günden beri arkadaşı olan rahmetli Naim Süleymanoğlu nun hayatı Cep herkülü , Hollandaca Türkçe Yol Kılavuzu , Seyahat Rehberi, Karadeniz Fıkraları , BitmeyenSevda ve Çanakkale Kahramanları (Türkçe İngilizce) Atatürk ve Unutulmaz Anıları olmak üzere 9 kitabı Hollanda da yayımlanmış, Çanakkale Kahramanları kitabı 50 baskı yaparak rekor kırmıştır.
Bülent Türker 2005 yılında Hollanda da yapılan Halk Oylaması ile 40 YILIN EN İYİ KALPLİ İNSANI SEÇİLEREK bir çok ödüller almıştır.
Çok büyük Çanakkale ve Atatürk koleksiyoncusu olan Bülent Türker Çanakkale’nin 100 yılı nedeni ile 2015 yılında kimseden destek almadan kendi evini ÇANAKKALE MÜZESİ ne çevirerek 9 yıl süreyle 60 binden fazla ziyaretçiyi ücretsiz olarak ağırlamış, annesi ZEHRA TÜRKER ile birlikte savaşta verilen tayın ve şekersiz üzüm hoşafını gelen konuklara ikram etmiştir. Bu güne kadar gönüllü çalışma arkadaşları ile birlikte, Türkiye ve diğer ülkelere 3000 motorlu 4500 motorsuz olmak üzere,7.500 den fazla engelli arabası ucretsiz ihtiyaç sahiplerine dağıtarak dünyada bir ilke daha hizmet etmiş bulunmaktadır.
Bunun yanında Türkiye’mize 6 ambulans , 33 diyaliz makinası, kalp makinaları, kuvezler ve binlerce hastane malzemesi bağışlayarak hizmetlerde bulunmuştur. . Hala her ay Türkiye ,Hollanda ve değişik ülkelerde 50 yıldır maraton koşarak spor hayatına devam etmektedir. Hollanda da Bülent TÜRKER-Rotterdam -HOLLANDA yazılarak adressiz mektup gelen tek kişidir. Böyle kendisinde çuvallarla mektup bulunmaktadır. 1994 li yıllarda günde 80’den fazla yardım talebi mektubu alan tek kişidir.
Amatör gazeteci de olan Bülent Türker, bir çok dergi ve gazetelere köşe yazısı yazmaktadır. Araştırmayı ve gezmeyi çok seven Bülent Türker birçok okulda ilginç hayat hikayesi ve Bilinmeyen Çanakkale konferansları vermektedir. Bülent Türker 2012 yılında İngiltere’nin “Criestes müzayede salonu”nda yapılan açık artırmada Atatürk e Arjantin Cumhurbaşkanı Turkuaza de Avea tarafından hediye edilen Altın işlemeli silahı Türkiye’deki evini satarak 50 bin euroya satın almıştır. Silah şu an İngiltere’de kasada olup Türkiye veya Hollanda ya getirmek için uğraşmaktadır.
Bülent Türker Hollanda da ALTIN LALE nin kurucusu ve sahibidir. Altın Lale 8 yıldır Hollanda da ve Türkiye de başarılı kişi ve kuruluşlara büyük jüri ile ödül vermekte ve Cumhuriyet Bayramını en güzel şekilde kutlayan bir kurumdur. Altın Lale de bu yıla kadar ödül alanlar “Naim Süleymanoğlu, Türkan Şoray, Fatma Girik, Ediz Hun,Nükhet Duru, Yonca Evcimik ve Perran Kutman dır. Bülent Türker’e; “ ÇILGIN TÜRK” ünvanlını rahmetli Fatma Girik ve Tayfun Talipoğlu vermiştir. Cumhuriyetimizin 100 yılında Bülent Türker Atatürk e ait 100 orijinal belge, obje mektuptan oluşun koleksiyonu ile evini ATATÜRK MÜZESİNE çevirmiş tir. Müzenin tüm masraflarını kendi karşılamakta ve bu güne kadar hiçbir kişi ve kuruluşdan maddi destek alamamıştır. 2019 yılında Türk Dünyası tarafından müzesi “Dünya Kültür Ödülüne “ layık görülmüş olup 28 Nisan 2019 tarihinde annesi ile birlikte ödülü Ankara da büyük bir tören ile almışlardır. Müzesi açık olup 7 gün ücretsiz hizmet vermektedir.
Bülent Türker in hedeflerinin en başında Türkiye’deki koleksiyonla, Türkiye’de en az 3 adet Çanakkale ve Atatürk Müzesi kurmaktır. Bu konuda Belediye ve kuruluşlarla iş birliğine hazırdır. Ayrıca Deprem Bölgesine 1 yıldır destekleri devam etmektedir. 10 dan fazla deprem bölgelerini gezmiş olan Türker, aylarca deprem bölgesinde kalmakla birlikte , 11 il ve tüm ilçeleri defalarca dolaşarak yardımlarda bulunmuştur. Depremin 1.ci yılında, Malatya halkı tarafından depremde en çok yardım eden kişi ve Altın Lalesi de yılın en iyisi ödülüne layık görülerek ödüllendirilmiştir. Deremde 100 binden fazla insana dokunarak destek vererek özveride bulunmuştur ve hala deprem bölgelerinde çalışmaları devam etmektedir.
İşte biz Enerji Petrol Medya Grup olarak, Ülkesine olan sevdası, girişimci ruhu, yardımsever kişiliği, teknoloji alanında yaratıcılık özelliği ve bilge kişiliği ile toplumun sevgisini ve takdirini almış vasıfları üzerinde bulundurması, gelecekte de insanlık adına faydalı ve çok kapsamlı projelerin hayata kazandıracağını biliyor ve kendilerine,
05 Mart 2026 tarihli Türk İş dünyası Haber gazetemizde İyi ki varsın isimli yazı dizimizin konuğu olan; Teknoloji, bilişim, sanayi, ticaret ve ülke ekonomisinde girişimci ruhunun ötesinde, bir o kadar başarılarını anlatılmakla bitiremeyeceğimiz, Malatya’da başlayan bir hayat yolculuğu… Aktuerya tazminat hukuk alanında uzman ismimiz Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın ; Azim, kararlılık ve girişimcilik ruhuyla büyüyen bir başarı hikâyesinin adıdır. “Dünden Bugüne Yarından Geleceği ‘nde ağırlamak bizler adına onur kaynağı oldu. Yaşadığımız sürece bize pek çok imkan sunulur. Hayat, “işte fırsat sana. Düşün, aklını kullan ve girişimde bulun. Çalış, çabala yeni imkanların yolunu bul,” der. Biz bu imkanların farkına varıp, üzerinde düşünüp, ilk adımı atmaz isek, fırsat uçup gider.
“Dün” tecrübedir ve “Bugün” dünün öğrencisidir. Eğer dünden doğru ders almışsak, bugün yeni bir bilgi ve tecrübe edinmiş oluruz. Dünü silemezsin, yarını yazabilirsin, bugün ise fırsattır, kullan!..
Unutmamalıyız, dünya üç gündür; dün, bugün, yarın…Bu Cenabın bizlere lütfu olup, istinasız bizlere sunulan bir hediyedir. Çoğunlukla bunun değerini bilmeyiz. Aldığımız nefesin, içtiğimiz suyun, yaşadığımız doğanın değerini bilmediğimiz, unuttuğumuz gibi… Her bir dakika, her bir saat bizim için, insanlık için, dünya için iyi, doğru ve yararlı işler yapma, üretme, yenilikler bulma fırsatıdır. İnsanlık için ter döken hem kendi geleceğini hem insanlığın geleceğini aydınlatır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar, Dünü anlatırken o kadar güzel ifadeleri ile bir o kadar da Hukuk alanında Bilinmesi gerekli süreçler adına sektöre ışık tutuyor. Örneğin, Trafik kazaları iş kazaları gemi kazaları ve destekten yoksun kalma tazminatların önemi hakkında sayısız davalara girdiğini ifade ediyor.
11 Mayıs 2013’te Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı. Saldırıda 53 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. Hatay-Reyhanlı olayda, bedensel zararlar sakatlanma ve vefat ödemesi hesaplamaları ve tüm hukuki sürecin takini alanında sürecin takip edilmesi birde Tütün Çiftliğinde,Gemi tanker patlaması sonrasında 9 kişinin vefatı sonrası, bedensel zararları ve hak arayışları dava sürecinin takibi ve sonuçlandırılması davaları ….
Dünden Bugüne Hukuk kavramını Dün olarak biraz irdelemek istedik. Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır? Bu soru evvelden beri farklı toplumda farklı kişiler tarafından düşünülmüş ve tartışılmıştır. Ülkemiz anayasacılık tarihi ise hakim görüşe göre 1808 Sened-i İttifak ile başlamakla birlikte, farklı belgeleri esas alan görüşlerin de bulunduğunu söylemek gerekir. Devam eden yıllarda Islahat ve Tanzimat Fermanları yayınlanmış ve bu sürecin sonunda 1876 Kanun-ı Esasi ile Türk tarihinin ilk müstakil anayasa metni ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti, 1908 yılında bu metinlerde esaslı değişiklikler yapmış, ancak daha sonra yeni bir anayasa yapmaya muvaffak olamamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 1921, 1924, 1960 ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasaları yapılmıştır. Bu metinlerde özellikle saltanat ile hilafetin kaldırılması, inkılap kanunları ve bunların anayasaya eklenmesi; önceki metinlere nazaran anayasaya eklenen laiklik ilkesi dikkat çekici unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ilke, o gün itibarıyla gelinen toplumsal durumu yansıtmaktadır. Aynı zamanda birçok anayasanın hem askıya alınma hem de var olma sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsanlık tarihinin kırılma noktaları olan dünya savaşlarından anayasalara da nasibini almıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan iklimde, hukukun üstünlüğünü oldukça kısıtlayan ve genelde tek adamların hakim olduğu hukuk sistemleri ortaya çıkmıştır. Nihayetinde bu sürecin sonu II. Dünya Savaşı’na ulaşmış ve insanlık daha önce görmediği soykırım ve eziyetlerle karşı karşıya kalmıştır. Savaş sürecinde yaşananlardan sonra insanlar hukukla birlikte hukukun üstünlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamışlardır. Hukukun üstünlüğü, mevcut sistem içinde en güçlünün her zaman hukuk olması ve herkesin hukuk karşısında eşit olması sonucunu doğurur. Bu da bir toplumda adaletin var olabilmesinin temel şartıdır. Bütün bu yaşanan olaylardan elde edilen tecrübelerin ışığında insanlık, belki biraz da mecburiyetten, çözümü demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını merkeze alan anayasalarda bulmuştur. Özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ilanı ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kurulmasıyla bu kavramlar özelinde o günden bugüne ciddi ilerleme kaydedildiği görülmektedir.
Güçlü devletlerde ortaya çıkan bu ve ilgili diğer kavramların zamanla bu devletlerin daha fazla gelişip güçlenmesine imkân sağladığı ve bu yönüyle hem topluma hem de devletlere doğrudan etki ettiği görülmektedir. Tabi ki bu gelişim süreci, hakim güçlerin zulümlerine tamamen engel olmamış, dünyanın farklı yer ve tarihlerinde zulüm ve eziyetler yaşanmış, yaşanmaya devam etmektedir.
1990’lı yıllarda ülkemize hem madden hem manen yakın coğrafyalarda yaşanan Hocalı Katliamı ve Srebrenitsa Soykırımı bugün hafızalarda tazeliğini ve yüreklerde acısını korumaktadır. Keza yine Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı birçok yerinde; uluslararası hukuku görmezden gelen ve insan haklarını ihlal eden fiiller ve uygulamalar uzun yıllardır devam etmektedir.
Tabi ki böyle kısa bir çalışmada girişte sorulan soruyu tam anlamıyla cevaplamak pek mümkün değildir. Bununla birlikte tarihi süreç incelendiğinde hukuk ve toplum arasındaki sıkı ilişki net şekilde ortaya çıkmaktadır. Bazı dönemlerde hukuk aracılığıyla toplum baskı altına alınmış, hatta zaman zaman hukukun varoluş amacı bu baskı oluşturmuştur. Bazı dönemlerde ise hukukun kaynağı belirli kişi veya gruplar olmuş; ortaya çıkan hukuk bu kişilerin iktidarını korumayı amaçlamıştır.
Farklı zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde hukukun kaynağı din, uygulayıcıları ise din adamları olmuştur. Bu durum kimi zaman huzur ve mutluluk, kimi zaman da baskı ve eziyet doğurmuştur. Her dönem, zamanın akışı içinde bir şekilde sona ermiştir. Bütün bu iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz tecrübelerden ortaya çıkan sonuç insanlık mirasını oluşturmakta ve bugünümüzü şekillendirmektedir. Bu miras incelendiğinde, bütün toplumların yaşadıkları her zor dönemden sonra ilgili dönemin hukuk kaynağı ile arasına mesafe koymakla birlikte; her zor dönemden sonra hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının önemini daha iyi görerek ve kavrayarak çıktıkları görülmektedir.
Her ne kadar anayasalar başta topluma bir sınır çiziyor gibi görünse de, devam eden süreçte uygulamalarla adalet, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar desteklenmediğinde toplumun bu sınırlara uymadığı ve değişim yoluna gittiği görülmektedir.
Yani “Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır?” sorusunu cevaplarken keskin ayrımlar yapmanın zor olduğu kanaatindeyim. Ancak her zaman çağın getirdiklerine uyum sağlayamayan, güncellenmemiş hukuk metinlerinin toplum nazarında geçerliliğini kaybettiği görülmektedir. Bu durum bize, günümüzde hazırlanacak anayasal bir metinde gündelik siyasetin ihtiraslarından kaçınarak; evrensel değerlere uygun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan, aynı zamanda tarihten dersler çıkaran bir yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti 1923 de Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, 1920 – Adalet Bakanlığı’nın temeli atıldı 1925 – Danıştay, bağımsız bir mahkeme olarak kuruldu 1945 – Adliye Vekâleti’nin adı Adalet Bakanlığı oldu 1961 – Anayasa Mahkemesi kuruldu 1982 – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu 1984 – Adalet Bakanlığı bugünkü halini alması ile kronolojik sıralamasını tanımlanıyoruz.
Türk Hukuku’nun Bugününde Neler var ? Türkiye’de hukuk alanının izlenmesinde disiplinler arası etkileşimden daha etkin yararlanılması ve iş birliğinin kurumsal olarak güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmemiz gerekiyor. Öztamahkar; hukuk izleme çalışmalarının sadece hukukun dar normatif boyutuyla sınırlı kalmayıp, sosyal bilimlerle kurulan bağ sayesinde daha kapsamlı bir politika analizine olanak sağladığını ifade ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.
Diğer yandan yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026’da yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.
Dünden Bugüne Hukuk kavramını anlatmaya betimlemeye gayret ettik. Türk Hukuk sisteminin Geleceği konusunda gelinen noktada şu ifadelere yer vermek isterim. Günümüz Türkiye’sinde; Ülkemizde Hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerden (normlardan) aldığı kuşkusuzdur. Tüm bu işleyiş ve tutumlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar.
Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır. Hukuk devletinde yönetimin iş ve eylemlerine uygulanacak hukuk kurallarının şeffaf bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu hukuk normlarının normlar hiyerarşisine uygunluğu da önem taşımaktadır.
Alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerin hiyerarşisine aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da etkilemekte ve denetime esas kararlarda çoğu zaman normlar hiyerarşisinden sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Kanun, tüzük, yönetmelik veya adsız düzenleyici işlemlerle getirilen hükümlerin uygulanabilmesi için her bir düzenlemenin üst norma uygun olması gerekmektedir. Ortada bir hukuk normu bulunmasına rağmen, söz konusu hukuk normu hukuk aleminde var olmasına esas oluşturan bir üst hukuk normuna aykırı olması halinde Sayıştay tarafından yok kabul edilmekte ve yapılan idari iş ve eylemler hukuken kabul edilmemektedir.
Türk hukuk mevzuatında öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının sağlıklı işleyebilmesi için uygulayıcıların ve söz konusu uygulayıcıların iş ve eylemlerini yargısal açıdan veya hukukilik denetimi açısından denetleyen mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir. Konunun bütün yönleriyle bilinmesi, uygulamayı ve denetimi kolaylaştırmanın yanında Anayasa’nın 2’ inci maddesinde öngörülen devletin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesinin de hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın diğer bir özelliği olan Gastronomi alanında Başarılarından bahsetmeden geçemiyoruz. Sohbetimiz esnasında kullandığı ifadeleri ile Kadın girişimcilere ışık tuttu. İstanbul gastronomi sahnesinde kadın girişimciler, yerel malzemeleri modern yorumlarla sunarak ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlarla, Oğlu Ege Öztamahkar ile Ataşehir’de konumlanan CRUST & CREME ile modern kafe kültürünü Fransız pastacılık geleneğiyle buluşturan özgün bir gastronomi markasını Ege Öztamahkar ile birlikte sunmanın ayrı bir hazzını yaşıyor. Yaşatıyor.
Ataşehir’in gelişen gastronomi sahnesine yeni bir soluk getiren CRUST & CREME, hem günlük ziyaretler hem de kısa kaçamaklar için ideal bir buluşma noktasıdır diyerek ekliyor; Minimalist tasarımı, sıcak atmosferi ve özenle kurgulanmış menüsüyle misafirlerine yalnızca bir kahve molası değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.
Markanın merkezinde, kruvasan yer alıyor olması ile ayrı bir kültür ve lezzet ağı kazanıyor. CRUST & CREME’de sunulan tüm kruvasanlar, kat kat açılan hamurun ustalıkla işlenmesi ve yüksek kaliteli tereyağı kullanımıyla hazırlanır. Dışı çıtır, içi yumuşak dokusuyla öne çıkan bu ürünler, hem tatlı hem de tuzlu seçenekleriyle günün her saatine hitap ediyor. Sonuç olarak , Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın, Türkiye’de Hukuk Sistemi ve Geleceği hakkında ifadeleri ile yazı dizimizde sona yaklaşmış bulunuyoruz. İfadelerinde, 2026 yılı başlangıcı vesilesiyle hukuk ve yargı alanında hem geçen senenin kısa bir muhasebesini yapmaya hem de önümüzdeki yıla dair öngörü ve önerilerimi paylaşmaya çalışacağım diyerek sözlerine devam ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı. Günümüzde Türkiye’sinde, Adalet mekanizmasındaki tıkanıklıklar, toplumun önce yargıya ardından kaçınılmaz olarak devlete olan güvenini sarsarak, hukuk düzeninde telafi güç yaralar açabilir diyorum. Şüphesiz böyle bir durumda da , ne sosyo-ekonomik refahtan ne de kamu güvenliğinden söz edilebilir konuma gelinebilir. Nihayetin’de, bu durum devlet için beka tehdidine dönüşebilir.
Gelelim Hukuk alanında Mevzuatların Durumu sorusuna? 2025 yılı sonu ve 2026 yılı başında, “Mevzuat tarafında temel yasalar neredeyse tamamen yenilenmiş; hedef süre, adli kontrol, e-duruşma, e-tebligat, uzlaşma ve arabuluculuk gibi yenilikçi kurumlar ceza ve hukuk yargısına entegre edilmiştir. İşte 4. Strateji Belgesi de bu perspektifin devamı niteliğindedir. 2025-2029 yılları arasında hayat geçirilmesi planlanan 45 hedeften müteşekkil Belge; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki güvenlik, yargının etkinliği, güven ve memnuniyet, teknoloji destekli adalet ve mesleki yetkinlik şeklinde altı tema temelinde hazırlandı. Ceza ve İnfazda Yeni Dönem İşte 10. Yargı Paketi, 2005 ceza hukuku reformundan sonra belki de bu konuya en ciddi eğilen düzenlemedir. Paketle, caydırıcılığı sağlamak için (iki yılın altında hapis cezası alanlar başta olmak üzere) hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılmak için koşullu salıverilme tarihine kadarki sürenin onda birini fiilen ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı getirildi. Bu sayede “cezaevine girmeden tahliye olma” gibi toplumsal infiale yol açan uygulamaların önüne geçilmesi hedeflendi. Ayrıca infaz dışında bazı suçların cezalarında da artışa gidildi. Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme suçunda cezanın alt sınırı üç aydan dört aya yükseltildi. Alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullananlara verilecek hapis cezasının alt sınırı ise üç aydan altı aya çıkarıldı. Benzer şekilde kasten yaralama ve tehdit suçları ile suça teşebbüs hallerinde de ceza artışlarına gidildi.
7571 sayılı Kanunla yasalaşan 11. Yargı Paketi ise örgütlü suçlarda ceza artışına giderken ve çocukların örgüt suçlarında kullanılması halinde örgüt yöneticisine verilecek cezayı %100 oranında artırdı. Trafikte yol kesme olarak bilinen ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçu içinse üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Taksirle yaralama ve güveni kötüye kullanma suçlarında da ceza artışları yaşandı.
Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Yeni Anayasa Fırsatı Yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026 yılı içerisinde, yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır. Küresel anlamda insan hakları ve demokrasideki gerileme dalgasına bir ümitsizlik yaratmamalı; ulusal güvenliğin tesisi ve hukuk devleti yarışan değil birbirini tamamlayan öncelikler olarak görülmelidir. Kuşkusuz hukuki güvenlik, güçlü devletin ve milli güvenliğin yapı taşıdır.
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.
Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.
Yaşadıkça keşfedilen, keşfettikçe aşık olunan Kent…Dünya tarihinde yerini almayı başarabilen,kıtalara hükmeden medeniyetlerin beşiği, kültürlerin, uygarlıkların, kıtaların buluşma noktası .Dünyanın en güzel şehri olma sebeplerinden birisi de doğanın sunduğu güzelliklerin insan elinden çıkan muhteşem sanat eserleri ile birleştirilmiş olması sebebi ile Metropol şehrimiz İstanbul
“İyi ki Varsın” yazı dizimizde başarıdan başarıya koşan, her başarısı ödüllerle taçlandırılan bir iş insanı Derya Özgören’ e yer verdik. Yukarıda bahse konu ettiğim Anadolu’nun en köklü yerleşim merkezi İstanbul’da dünyaya gelen, lise eğitimini Bedrettin Dalan’ın kurucusu olduğu İSTEK Özel Atanur Oğuz Lisesi“nde tamamladı. Üniversite eğitimini ise Türkiye’nin ilk özel üniversitesi olan, Cenajans’ın sahibi Nail Keçili’nin açtığı Akademi İstanbul Radyo Televizyon Bölümü“nde gerçekleştirdi. Burada Betül Mardin, İlber Ortaylı, Orhan Kural ve Emre Kınay gibi alanında uzman isimlerden eğitim aldı.
Daha öğrencilik yıllarında medya dünyasına adım atan Özgören, Kanal D“de çalışmaya başladı. İlker Yasin ekibinde spor servisinde yönetmen yardımcılığı ile başladığı kariyerine, “Alkışlar” programında yönetmen yardımcısı ve muhabir olarak devam etti.
Derya Özgören, medya ve iletişim dünyasında iz bırakan tecrübeleri, vizyoner projeleri ve güçlü iletişim becerileriyle tanınan bir isimdir. Eğitiminden kariyerine uzanan yolculuğu, sektördeki başarısının temel taşlarını oluşturmuştur.
Derya Özgören’nin PR uygulaması çalışmaların, aşağıda sayısız örneklemeler ve betimlemeler ile konu edeceğiz. İnsan davranışlarını anlamaya yönelik danışmanlık, ileride olabilecek eğilimleri analiz etmek ve sonuçlarını önceden tahmin etmek, kamuoyu, tutum ve beklentilere yönelik araştırmalar yapmak, doğru ve tam bilgi esasına dayanan iki yönlü iletişimi kurmak ve bunu devam ettirmeye çalışmak adına başarılı işlere imza atmıştır.
Basın Medya PR alanındaki çalışmalarının hepsinde, halkla ilişkiler programları planlamaları, çalışanlarla iş birliği yapması, Radyo ve televizyon programlarında konuşmacıların yer almaları esnasında, basın konferansları dahil, kamuoyu araştırması yapması, broşür, bülten ve rapor yazarları ve tüm halkla ilişkiler programlarını değerlendirmeleri yer almaktadır.
Derya Özgören’nin diğer en bilinen yetkinlik alanında Moda Direktörlüğü var.
Bu noktada kendisi de aynı zamanda seçici bir aktivist..
Derya Özgören
Ünlü stil danışmanları, oyuncular, müzisyenler ve influencer’lar gibi kamuoyunun gözü önünde olan isimlerin moda alanındaki, stil danışmanlığı vizyonuna da göz kırpmıştır. , sadece kıyafet seçmekle kalmayıp; aynı zamanda trendlerinin belirlenmesi, markalarla iş birliği yapması için sayısız çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Zümreler, Lisans yada Lisans üstü Eğitimlerini bitirmelerinin ardından, biraz sermaye ve çevre ilişkisi varsa hemen halkla ilişkiler firması kurmayı hedefliyor yada kuruyorlar. Bence yanlış bir duruş ve süreç örneği. PR’ın marka, kurumsal kimlik, pazarlama, reklam ve medyayı iyi bilen ehil insanlar tarafından yapılması gerekiyor. Ülkemizde yeni pazarlara ve dolayısıyla yeni markalara ihtiyaç var. Doğru kişiler sektörde olursa PR ülkemizde gelişir. Çünkü Türkiye’nin yeni markalara ve ülkemizin marka olmaya ihtiyacı var.” Diyerek sözleri ile sektöre farklı bir ivme kazandırıyor.
PR (halkla ilişkiler) konusunda toplumda bilgi kirliliği olduğunu ve PR’ın çoğunlukla basın danışmanlığı ve menajerlikle karıştırıldığını söyleyen Özgören; PR’ın marka iletişimi, kurumsal iletişim, kriz yönetimi ve medya iletişimini kapsayan çok geniş bir kavram olduğunu belirterek, basın danışmalığının marka iletişiminin bir alt unsuru olduğunu ifade ediyor.
Derya Özgören’in Başarı Sıralamasında oldukça PR elde ettiğini görmek mümkün.
İbrahim Tatlıses’in kurucusu olduğu İDOBAY Müzik şirketinde basın danışmanlığı görevini üstlendi. Burada Yıldız Tilbe, Ebru Yaşar, Mahmut Tuncer, Nuri Sesigüzel, Günel ve Harun Kolçak gibi ünlü isimlerle çalıştı.
Sonrasında Hülya Avşar’ın basın danışmanlığını yürüten Özgören, Vildan Atasever, Burçin Terzioğlu, Deniz Çakır, Tan Sağtürk, Burcu Güneş gibi pek çok sanatçı ve oyuncuya PR hizmeti sundu.
Hâlihazırda oyuncular Erdem Topuz, Atilay Uluışık, Işık Tolgay, psikoterapist Timur Harzadin ve Dr. Mert Gençoğlu gibi isimlerin basın ve PR işlerini yürütmektedir.
Derya Özgören, İki sene Önce Vatan Gazetesinde Moda köşe Yazarlığı yaptı. Su anda da Breaking News Türkiye’de Moda Direktörü ve köşe Yazarlığına devam etmektedir.
Medya alanındaki derin birikimi, özgün projeleri ve çözüm odaklı yaklaşımıyla tanınan Derya Özgören, aynı zamanda enerjisi ve pozitif duruşuyla da sektörde farklı bir yere sahiptir. Başarılarla dolu kariyeri ve vizyonu sayesinde, gelecekte de adından sıkça söz ettirecek önemli bir isimdir.
Basın PR Danışmanlığı Uzmanlık alanında;
Burcu Güneş ,Soner Arıca, Uğur Işılak,-İsmail Yk, Yurtseven Kardeşler,Bulut Aras,Özlem Ay, Ersoy Dinç, Çiğdem Savaş, Nurseli İdiz, Ece Gürsel, Seçkin Piriler, Şenay Akay, Canan Mutluer,Şebnem Schaffer, Hande Subaşı, Fatma Yaman, Irmak Atuk, Ebru Güzel, Sevil Uyar, Simge Tertemiz, Başak Emre, Berrak Deniz, Yelda Kara, Tuğba Melis Türk, Buket Açikgöz, Irmak Gökçenoglu ,Mavi Akustik Müzik Grubu gibi ünlü isimleri görmek mümkün
Kadın Kadının Düşmanıdır Çiğdem Savaş &Erkan Eken&Derya Özgoren projesi yanı sıra ,Lerzan Mutlu Basın Danışmanlığı ve Menajerlik, Cine5 Gündüz ve Gece Program ,Atv Gündüz kuşağı Program ,Show Tv Gündüz kuşağı Program, Fox Tv Gündüz kuşağı Programlarında ismini sıkça duyduğumuz isim olmayı başarmıştır.
Enerji Petrol Medya Grup olarak … Her daim, başarılı girişimcilik hikayeleri tesadüf değildir ve bazı ortak noktalar taşır demekteyiz. Sektörel bazda pazardaki eksikleri ve ihtiyaçları iyi gözlemleyerek, yaratıcı ve kullanışlı çözümler sunan kişiler ya da kurumlar başarıyı yakalamaktadır. Bizce hem medya hem de Moda alanında gösterdiği başarılı girişimleri ile hem Ülkemiz medyasının hem de Avrupa’daki birçok ülkenin göz bebeği.
Son zamanlarda herkesi etkileyen bir kavram olarak çok daha sık duyduğumuz PR ve Medya alanındaki girişimcilik çalışmaları Yapay zeka ve teknoloji ile birlikte hız kazanmıştır. Başarılı kadın girişimciler medyada yeterince yer almamakta ve tanınmamaktadır. Kadınların başarı hikayeleri daha çok topluma sunulmalı, bizler gibi , medya kuruluşları bu konuda sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmeli kadın girişimciliğini desteklemelidir.
Derya Özgören’nin muhteşem dehası, yardımsever ve hoşgörülü, olaylara her daim iyimser bakışı, ülkemizde ve Dünya da Medya alanındaki yatırıma ışık olması, istihdamın, kaynakların, iş gücünün ve özgür basının önünü açıyor. Bizler de bu başarılarının devamlılığını dileyerek enerji medyası olarak;
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.
Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.
Geçmiş tarihinde, çok sayıda devlete başkentlik yapmış, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin kültür ve siyasi başkenti… Fatih Sultan Mehmed’in fethi ile bir çağın kapanıp yeni bir çağa adım atan, kıtaları birbirlerine bağlayan, medeniyetlerin başkenti… Boğazı ve tarihi zenginlikleriyle her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği… Şairin deyimiyle, ‘lütfu da hoş, kahrı da hoş’ diyerek bahsettiği şehirde hem yaşayan hem de ziyarete gelen için aynı anda hem gurbet ve dahası vuslat olup, yaşanan dramları, trajedileri dahi onulmaz bir aşka, kopması imkânsız bir tutkuya dönüştüren sanayi, kültür ve medeniyetler şehri; Metropol İSTANBUL…
“İyi ki Varsın” yazı dizimizde bilişim, teknoloji, turizm, enerji, moda, sanat ve sivil toplumun lider insanlarını kaleme almıştım. Bu bölümde Aslen Giresun’lu olup 1983 yılında İstanbul’da dünyaya gelen 2 çocuk Annesi, kurumsallaşma sürecini yönlendiren, yönetimde profesyonel kadrolarla çalışmanın hazzını yaşayan, kaynağı insan ve emlak sektörü olan birimin yönetici insanı Sibel Soytürk Pekcan’a yer verdim.
Siyasal bilimler ve uluslararası ilişkiler mezunu olan Kadın Girişimcimiz,
11 yıl bankacılık sektöründe ( dış ticaret bölümünde ) çalıştı . Evlilik sonrası Sektörden ayrılma kararı aldı. Bu ayrılık yaklaşık 3 yıl sürdü. İş yaşamına devam kararı almasının ardından Dijital Baskı merkezi kurdu ve sektör bileşenlerinin devamlılığı ile emlak sektörüne girdi. Şuan da aktif olarak ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD STİ nin brokerlığını yapıyor.
ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ’nde gelinen noktada gayet başarılı işlere imza atılmaktadır. Kurucusu olduğu ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ , Gayrimenkul ve Yatırım Danışmanlığı markasıyla İstanbul’un prestijli bölgelerinde, sadece konut satışlarıyla değil, stratejik arsa temini ve profesyonel satış ofisi yönetimiyle de sektöre yenilikçi bir soluk getiriyor.. Güven ve şeffaflık ilkeleri üzerine kurulu bir yatırım platformu olarak, yatırımcıların doğru karar almasına rehberlik ediyor.
Kadın liderliğinin gücünü iş dünyasında somutlaştıran Sibel Soytürk Pekcan,erkek egemen bir sektörde örnek bir başarı hikâyesi yazıyor. Genç kadın girişimcilere ilham veren yaklaşımıyla, cesaret, disiplin ve vizyonun bir araya geldiğinde başarının sınır tanımadığını gösteriyor. Gayrimenkulün özü aslında hayata dokunmaktır. Bir evi satmak ya da almak, tek başına bir işlem değil; bir hayat kurma yolculuğudur. Bu yüzden benim için en temel değerler güven, samimiyet ve doğru yönlendirme. İnsanların geleceğine dokunurken, onların hayallerini ve ihtiyaçlarını da düşünmek zorundasınız. İşte bizim vizyonumuz da tam buradan doğuyor: Her ev bir yaşam, her yatırım bir gelecek demek.
Bir kadın girişimci olarak benim için ayrıca önemli olan bir değer de etik duruş. Disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla hareket ederek hem yatırımcıya hem sektöre güçlü bir rol model olmayı istedim. İşte bu nedenle Danışmanlık hizmetleri , sadece bir marka değil; yatırımcı için güvenilir bir yol arkadaşı ve İstanbul için geleceği şekillendiren bir vizyon haline geldi. Diyor.
Başarılarından övgü ile söz ettiğim Sibel Soytürk Pekcan’nın sektöründe ve sivil toplum alanında, iş dünyasının kalkınmasına yaptığı hizmetler ile ülkesine olan sevgisi, vizyoner yapılanmasında, görülmedik düzeyde geleceğe odaklanmış ve gelecek adına birçok ilklere imza atmış olması, geniş bir vizyonu olan, sıra dışı, kendisini milletinin hizmetkârı olarak gören duruşu, bunun yanı sıra yardımsever kişiliği ve sektörüne yapmış olduğu sonsuz desteklerden dolayı “
İyi ki Varsın Sibel Soytürk Pekcan diyorum Levent Kandemir
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.