Cumhurbaşkanı Erdoğan, TOKİ bir milyonuncu konut teslim töreninde yaptığı konuşmada, “Kentsel dönüşüm uygulamalarıyla milletimizin ihtiyaçlarını gözeten çözümler getirdik. ‘Fiziki dönüşüm yetmez diyerek’; kentsel dönüşümü, kültürel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla birlikte tasarlayarak yepyeni bir anlayışla ele aldık” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çeşitli illerde yapımı tamamlanan projelerin resmî açılışı ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) bir milyonuncu konutunun anahtar teslim törenine katıldı.
Ankara Sincan Saraycık TOKİ Konutları’ndaki konuşmasına tüm Sincanlıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerle birlikte Hacı Bayram-ı Veli’nin ve Yıldırım Beyazıd’ın şehrini, İstiklal Harbi’nin karargâhını, 81 şehrimizin mihmandarı gazi başkentimizi selamlıyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün kollarımızı ülkemizin iki yanına açacağız. Kocaeli’den Konya’ya, Burdur’dan Kars’a, Denizli’den Diyarbakır’a ve Giresun’a kadar ülkemizin dört bir yanında inşası tamamlanan projelerimizin bugün resmî açılışını yapıyoruz. Kentsel dönüşümden tarımköye, sosyal konutlardan deprem dönüşümü ve afet konutlarına kadar pek çok eseri hizmete açıyoruz” ifadelerini kullandı.
Tüm eserlerin hayırlı olmasını dileyen ve yatırımların kazandırılmasında emeği geçen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı, Toplu Konut İdaresi’ni, yüklenici firmaları, mühendisleri ve işçileri tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin en büyük konut hamlesinin bir milyonuncu konutunun anahtarını da bu vesileyle teslim etmekten büyük memnuniyet duyduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TOKİ projelerinden konut sahibi olan tüm vatandaşların huzurla, güvenle, ağız tadıyla ve esenlikle evlerinde oturmalarını temenni ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz ‘ahirette iman, dünyada mekân’ diyen, ev sahibi olmaya bu derece önem veren bir milletin mensuplarıyız. Tabii buradaki mekân dünya malının peşinden koşma değil hayatı idamenin asgari şartlarından birine kavuşma anlamındadır. İnsanoğlu dünyaya geldiği günden beri inanç ve ibadetin yanında güvenlik, gıda, konut gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmış, çabalamıştır. Medeniyetlerin somut göstergeleri olan şehirler, ibadet mekânları ve eğitim kurumlarının başını çektiği abide eserlerle tarihteki yerlerini almışlardır.”
“ANKARA’DA BÜTÜN GÜZEL ESERLERİ BİZ YAPTIK VE YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ecdadımız da hüküm sürdüğü her yerde bu imar ve inşa faaliyetini yürütmüş, zevk-i selim ürünü eserler ortaya koymuştur. Son devletimiz Cumhuriyeti kurduktan sonra kıt imkânlar ve sürekli artan ihtiyaçlar karşısında maalesef bir dönem bu hassasiyete yeteri kadar dikkat edilememiştir. Üstat Necip Fazıl bakın ne diyor; ‘Bizde şehir yöneticisi belediye reisi seçmekte kriter bedii idrak kıymetinden başka her şey olmuştur’ yani şehir yöneticisinin en büyük kriteri güzelliği bilmek, güzelliğin idrakine varmak olmalıdır. Yıllarca ülkemizde şehircilik hep bütçe, gelir, nizam, talimatname, kayıt kuyut üzerinden tartışılmış hepsi birden yerine getirildiği hâlde eser çirkin olmuş, şehirler öksüz kalmıştır. Ama şimdi ben şu eserlerimize bakıyorum, mimarından mühendisine, işçisine hepsinden Allah razı olsun. Ortaya muhteşem eserler çıktı. Şimdi buralarda oturacak ve oturan tüm kardeşlerime Allah mutluluklar versin diyorum. Rabbim mutluluğunuzu daim etsin diyorum.”
Yunus Emre’nin, “Ol imaret eylemez sen viran olmadıkça” ifadelerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz tüm gücümüzle çabalamadıkça ortaya imaretin çıkamayacağını söylüyor. Maalesef bu gerçeği ülkemizde yaşayarak gördük. Özellikle köyden şehre göçün yoğunlaştığı 1950’den sonra ülkemiz adeta çirkin bir yapılaşmanın esiri olmuş, şehirlerimiz gecekonduların kuşatmasına girmiştir ama şimdi ben Sincan’da bir başka yapılaşma görüyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Öyle ki 1970’lerin başına geldiğimizde İstanbul ve İzmir’in nüfusunun yarısı, Ankara nüfusunun yüzde 60’tan fazlası gecekondularda yaşayan insanlardan oluşuyordu. Tabii burada suçlu olan başını sokacak ev derdine düşen vatandaşımız değildir. Suçlu gelişmeleri öngörerek gerekli ve yeterli imar düzenlemelerini yapmayan, altyapıyı kurmayan vatandaşımıza öncülük etmeyen, destek vermeyen devrin yöneticileridir. Ülkenin en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığı bir dönemde ideal şehircilik örneklerini beklemiyor olsak da daha derli toplu ve planlı bir süreç elbette mümkündür. Şu Ankara’da hamdolsun toplu konut olarak bütün güzel eserleri biz yaptık, yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.”
“TÜRKİYE’NİN KONUT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE SON 19 YIL KRİTİK ÖNEME SAHİPTİR”
Avrupa’da yaklaşık bir asır önce başlayan sosyal konut projelerinin insanı tüm ihtiyaçlarıyla kuşatan özelliğe sahip olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ecdadın bu meseleyi insan merkezli mahalle dokusuyla çözdüğünü söyledi.
Şehir nüfuslarındaki aşırı artışın bir süre sonra Türkiye’de de hızlı ve yaygın konut üretimini zorunlu hâle getirdiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Sincan’daki kimi mahallelerin de önemli örneklerinden biri olduğu yapı kooperatifleri yoluyla kat edilen mesafe ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalmıştır. İstanbul Büyükşehir Başkanlığı görevine geldiğimde bu anlayışla hemen şehrin iki yakasına, iki örnek şehir kurmak için kolları sıvadık. Başbakanlık görevini devralır devralmaz da aynı seferberliği tüm ülkeye yaydık. Rahmetli Özal’ın kurduğu TOKİ’yi yeniden yapılandırarak, ülkemizin konut ve kamu binası üretim merkezi hâline getirdik. Ülkemizde 1964-1979 yılları arasında 250 bin binada 878 bin konut, 1980-2002 yılları arasında 1 milyon 65 bin binada 4 milyon konut, 2003-2019 döneminde ise 1 milyon 173 bin binada 11 milyon 320 bin konut üretilmiştir. Bu tablo da göstermektedir ki Türkiye’nin konut sorununun çözümünde son 19 yıl kritik öneme sahiptir.”
“MİLLETİMİZİ EN İLERİ ŞEHİRCİLİK HİZMETLERİNE KAVUŞTURDUK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplu konut üretimindeki bu başarının gerisinde geniş bir vizyon, iyi bir hazırlık, azimli bir çalışma ve milletle kurdukları güçlü gönül bağının olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Nitekim ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde evvela hakkaniyete uygun planlama dedik. İstismarı durdurduk. Altyapısız ve ulaşımı sıkıntılı bir şehircilik olmaz dedik. Altyapı, otopark ve toplu ulaşımda İstanbul’dan başlayarak 81 ilimize çağ atlattık. Tek tip sıradanlaşmış uygulamaları kabul etmiyoruz dedik. Kentsel dönüşüm uygulamalarıyla milletimizin ihtiyaçlarını gözeten çözümler getirdik. Fiziki dönüşüm yetmez diyerek, kentsel dönüşümü, kültürel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla birlikte tasarlayarak yepyeni bir anlayışla ele aldık. Benzersiz şehirler dedik. Akıllı şehirler dedik. Her şehrin kendi dokusunu öne çıkarttık. Teknolojinin imkânlarını şehrin ve milletimizin emrine verdik. Sosyal belediyeciliğe, kimsesizlerin kimsesi olma anlamını yükleyerek belediyelerin görev alanını genişlettik. Erişilemeyen, hizmet götürülemeyen hiçbir kesim bırakmadık, bırakmayacağız. Sadece başını sokacak bir çatı, kesintisiz su, elektrik, yol arayan milletimizi en ileri şehircilik hizmetlerine kavuşturduk.”
Zamanın ruhu anlayışıyla vatandaşların her alanda hayat kalitesinin yükselmesi talebini karşılamanın gayreti içerisinde olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bugün de milletimiz yatay şehirleşme istiyor, değer üreten, medeniyetimizi yaşatan, çevreye saygılı şehirler istiyor. Şeffaf şehir yönetimi istiyor, şehri belediye başkanıyla birlikte yönetmek istiyor. Bu ihtiyaçlardan hareketle TOKİ, geçtiğimiz 19 yılda 81 ilimizin 922 ilçemizin tamamında şantiye kurmuş, konut ve kamu binası inşa etmiştir. Bugüne kadar TOKİ vasıtasıyla 1 milyon 100 bin konut ve iş yeri ile stadyum, hastane, okul, öğrenci yurdu, kütüphane, cami, spor salonu ve kamu binalarından oluşan 24 binin üzerinde tesisi ülkemize kazandırdık. Bir başka ifadeyle 5 milyon vatandaşımızı sıcak bir yuvaya, milyonlarca insanımızı güvenle çalışacakları, eğitim görecekleri, ibadet edecekleri, spor yapacakları eserlere kavuşturduk.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün bir milyonuncu konutun anahtar teslimini yapacaklarını anımsatarak, şöyle devam etti: “Anahtar teslimini yapacağımız kardeşimize TOKİ’nin inşa ettiği tüm konutlarda oturanlara evlerinin hayırlı olmasını diliyorum. Kimileri tutarsız eleştirilerle kara çalmaya çalışsa da TOKİ vasıtasıyla dünyada kimsenin başaramadığını biz gerçekleştirdik. Yaklaşık 200 milyar liralık yatırımla her kesimden insanımızı, şehit ve gazi ailelerimizi, engelli kardeşlerimizi ev sahibi yaptık. Birilerinin dilinden düşürmediği ancak hiçbir zaman başarmayı hayal dahi edemeyecekleri sosyal devlet anlayışı işte budur. Elde edilen bu netice büyük bir başarı olmanın yanında milletimizin devletine olan itimadının en güzel ispatıdır. Bu kapsamda son olarak 100 bin sosyal konut kampanyasını başlattık. Yatay mimari esaslı mahalle kültürünü yaşatan bir anlayışla yürüttüğümüz bu kampanyada, şu ana kadar 12 bin sosyal konutun yapımını tamamladık. Hâlen 76 bin sosyal konutun inşasına devam ediyoruz. Kentsel dönüşüm konut politikalarımızın bir diğer önemli başlığıdır. Geçtiğimiz 9 yılda ülkemizde kentsel dönüşüm projeleriyle 2,5 milyon konutun dönüşümünü tamamladık. Geçtiğimiz yıl 80 bin konutu dönüştürdük. Hâlihazırda 300 bin konutun dönüşümü de sürüyor. Kentsel dönüşüm amacıyla 61 ilde yürütülen 122 projede yatırım maliyeti 30 milyar lira olan 258 bin konut için kolları sıvadık. Bunların 10 binini teslim ettik, 63 binin yapımı sürüyor. Diğerleri ise proje aşamasında.”
Tüm il merkezlerine şehir otoparkları yaptıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım köy projeleri kapsamında 45 ayrı projede 7 bin konutun yapımını tamamladıklarını, illerin tamamında köy evlerinin inşaatının devam ettiğini söyledi.
“BİNA VE KONUT NİTELİKLERİNİ DE FEVKALADE YÜKSELTTİK”
Tarihinin en büyük deprem dönüşümünü yürüttükleri Elazığ’da Malatya ile 26 bin konutun üretimine başladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bunların 14 bin 341’ini teslim ettik. Aynı şekilde İzmir’de yapmakta olduğumuz 5 bin konutun teslimlerini de yakında başlatıyoruz. Türkiye genelinde bitirdiğimiz afet konutu sayısı da 70 bindir. Millet Bahçeleri Projesiyle 81 ilde 81 milyon metrekare alanı ülkemize kazandırmak üzere yola çıkmıştık. Yaklaşık 1 ay önce 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde hizmete açtığımız 10 tane ile 76 millet bahçemizi tamamlamış olduk. Hâlen 264 millet bahçesiyle ilgili çalışmalarımız çeşitli aşamalarda devam ediyor. Bu millet bahçelerinden 200’ünü TOKİ, 4’ünü de Emlak Konut eliyle yapıyoruz. Amacımız bu projelerle Selçukludan Osmanlıya, Osmanlıdan Cumhuriyete şehircilik anlayışımızın tacı olan bahçe kültürünü yeniden ihya etmektir. İnsanı merkeze alan medeniyetimizin bize yüklediği bu sorumluluğu bihakkın yerine getirmek için çalışmayı sürdüreceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dört bir yanında devlete ait en değerli alanları herhangi rant kaygısı gütmeksizin vatandaşların emrine verdiklerini söyledi.
“Bundan 25 yıl öncesine kadar şehirlerimizin en güzel alanlarının belediyelerin sosyal tesislerinin milletimize kapatıldığını hatırlarsak, millet bahçelerimizin önemi daha iyi ortaya çıkacaktır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi önümüzde iki hedef var. Bir, kentsel dönüşüm kapsamında acilen dönüştürülmesi gereken 1,5 milyon konutun 300 binini Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız kendi eliyle yapmaktadır. İki, 2023 yılına kadar 81 ilimizde 340 millet bahçemizi tamamlayıp milletinizin hizmetine sunmaktır. İnşallah her iki hedefimize de ulaşarak, milletimize verdiğimiz sözü yerine getireceğiz” diye konuştu.
AK Parti döneminde milleti sadece konut sahibi yapmakla kalmadıklarını, bina ve konut niteliklerini de fevkalade yükselttiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, artık binaların çok daha geniş, ferah ve işlevsel ortak alanlara sahip olduğunu, konutların içindeki standartların da 20-30 yıl öncesine göre oldukça ileri seviyede olduğunu dile getirdi.
“İNSANIMIZA HUZURLA YAŞAYACAĞI BİR YUVA KAZANDIRIYORUZ”
Doğal gazdan internete kadar pek çok imkânla donanan evlerin, eskisine göre içinde yaşayanlara çok daha hizmet sunduğunu, hayatı çok daha kolaylaştırdığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Biz sadece dört duvar yapmıyoruz. Sadece betondan, tuğladan ibaret binalar yapmıyoruz. Biz insanımıza huzurla yaşayacağı bir yuva kazandırıyoruz. Yaptığımız her konutla mutlu aileler, sağlıklı bireyler ve dolayısıyla huzurlu toplum hedefimize hizmet ediyoruz. Piyasa şartlarıyla konut almayacak olan vatandaşlarımıza ev sahibi olma imkânı sağlıyoruz. Evlatlarımızın sağlıklı, tabiatla iç içe ve güvenli yerleşim alanlarında büyümesini istiyoruz. Bunun için konut projelerimizi camisi, meydanı, okulu, çarşısı, parkı, yeşil alanı, bina cepheleri ve diğer özellikleriyle geleneksel mahalle kültürümüzü yaşatacak şekilde inşa ediyoruz. İşte bir taraftan Alparslan İlkokulu, öbür taraftan yeşil alanlar, diğer tarafta camimiz. Yaptığımız her binayı bulunduğumuz şehrin ve bölgenin iklimine, kültürüne, topoğrafyasına ve coğrafi özelliklerine göre projelendiriyoruz. Böylece her projede şehirlerimizi estetiğiyle, silüetiyle, tarihi dokusu ve kültürel alanlarıyla yaşayan mekânlar hâline getirerek geçmişle geleceği buluşturuyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin her şeyin en iyisine layık olduğuna yürekten inandıklarını vurguladı.
“Bu ülkede insanlara yıllardır iki anahtar, yani bir ev ve araba sözü verildi. Ama bu sözler tutulmadı” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz yönetime gelirken böyle sözler vermedik ama yaptıklarımızla bunu katbekat sağladık. İnşallah bundan sonra da aynı anlayışla milletimize hizmet etmeyi sürdüreceğiz. İşte, hani söz var ya Ziya Paşa’nın ‘Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ İşte buyurun eserler, biz eserlerimizle konuşuyoruz. İşte bu hizmetlerin devamı için 2023 seçimleri kritik öneme sahiptir. Sizlerden şimdiden 2023 için çalışmaya başlamanızı istiyorum. Hazır mıyız? İnşallah bu eşiği de başarıyla geçerek, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasına hep birlikte yürüyeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Açılışını yaptığımız eserlerin bir kez daha ülkemize şehirlerimize ve hak sahiplerine hayırlı olmasını diliyor emeği geçenleri tebrik ediyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ardından Kars’ın Sarıkamış, Diyarbakır’ın Sur, Giresun’un Bulancak, Denizli’nin Bozkurt, Kocaeli’nin Dilovası, Burdur’un Karamanlı ilçeleriyle canlı bağlantılar yapılarak TOKİ’nin yaptırdığı evlerin anahtarları hak sahiplerine teslim edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, anahtarlarını teslim alan vatandaşlara evlerinde sağlıkla oturmaları temennisinde bulundu.
Bağlantıların ardından ise bir milyonuncu konutun sahibi aile üyeleri kürsüye davet edildi. Saraycık 1. Bölge 3 Etap’ta yapılan konutlarına kavuşma sevinci yaşayan aile üyeleri Mülazım Doğan, Güllü Doğan, Yasin Yiğit Doğan, Serdar Ekrem Doğan ve Batın Uğur Doğan, anahtarlarını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a günün anısına bir tablo takdim etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programın ardından Mustafa Ürün isimli vatandaşı ve ailesini de evinde ziyaret etti.
05 Mart 2026 tarihli Türk İş dünyası Haber gazetemizde İyi ki varsın isimli yazı dizimizin konuğu olan; Teknoloji, bilişim, sanayi, ticaret ve ülke ekonomisinde girişimci ruhunun ötesinde, bir o kadar başarılarını anlatılmakla bitiremeyeceğimiz, Malatya’da başlayan bir hayat yolculuğu… Aktuerya tazminat hukuk alanında uzman ismimiz Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın ; Azim, kararlılık ve girişimcilik ruhuyla büyüyen bir başarı hikâyesinin adıdır. “Dünden Bugüne Yarından Geleceği ‘nde ağırlamak bizler adına onur kaynağı oldu. Yaşadığımız sürece bize pek çok imkan sunulur. Hayat, “işte fırsat sana. Düşün, aklını kullan ve girişimde bulun. Çalış, çabala yeni imkanların yolunu bul,” der. Biz bu imkanların farkına varıp, üzerinde düşünüp, ilk adımı atmaz isek, fırsat uçup gider.
“Dün” tecrübedir ve “Bugün” dünün öğrencisidir. Eğer dünden doğru ders almışsak, bugün yeni bir bilgi ve tecrübe edinmiş oluruz. Dünü silemezsin, yarını yazabilirsin, bugün ise fırsattır, kullan!..
Unutmamalıyız, dünya üç gündür; dün, bugün, yarın…Bu Cenabın bizlere lütfu olup, istinasız bizlere sunulan bir hediyedir. Çoğunlukla bunun değerini bilmeyiz. Aldığımız nefesin, içtiğimiz suyun, yaşadığımız doğanın değerini bilmediğimiz, unuttuğumuz gibi… Her bir dakika, her bir saat bizim için, insanlık için, dünya için iyi, doğru ve yararlı işler yapma, üretme, yenilikler bulma fırsatıdır. İnsanlık için ter döken hem kendi geleceğini hem insanlığın geleceğini aydınlatır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar, Dünü anlatırken o kadar güzel ifadeleri ile bir o kadar da Hukuk alanında Bilinmesi gerekli süreçler adına sektöre ışık tutuyor. Örneğin, Trafik kazaları iş kazaları gemi kazaları ve destekten yoksun kalma tazminatların önemi hakkında sayısız davalara girdiğini ifade ediyor.
11 Mayıs 2013’te Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı. Saldırıda 53 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. Hatay-Reyhanlı olayda, bedensel zararlar sakatlanma ve vefat ödemesi hesaplamaları ve tüm hukuki sürecin takini alanında sürecin takip edilmesi birde Tütün Çiftliğinde,Gemi tanker patlaması sonrasında 9 kişinin vefatı sonrası, bedensel zararları ve hak arayışları dava sürecinin takibi ve sonuçlandırılması davaları ….
Dünden Bugüne Hukuk kavramını Dün olarak biraz irdelemek istedik. Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır? Bu soru evvelden beri farklı toplumda farklı kişiler tarafından düşünülmüş ve tartışılmıştır. Ülkemiz anayasacılık tarihi ise hakim görüşe göre 1808 Sened-i İttifak ile başlamakla birlikte, farklı belgeleri esas alan görüşlerin de bulunduğunu söylemek gerekir. Devam eden yıllarda Islahat ve Tanzimat Fermanları yayınlanmış ve bu sürecin sonunda 1876 Kanun-ı Esasi ile Türk tarihinin ilk müstakil anayasa metni ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti, 1908 yılında bu metinlerde esaslı değişiklikler yapmış, ancak daha sonra yeni bir anayasa yapmaya muvaffak olamamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 1921, 1924, 1960 ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasaları yapılmıştır. Bu metinlerde özellikle saltanat ile hilafetin kaldırılması, inkılap kanunları ve bunların anayasaya eklenmesi; önceki metinlere nazaran anayasaya eklenen laiklik ilkesi dikkat çekici unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ilke, o gün itibarıyla gelinen toplumsal durumu yansıtmaktadır. Aynı zamanda birçok anayasanın hem askıya alınma hem de var olma sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsanlık tarihinin kırılma noktaları olan dünya savaşlarından anayasalara da nasibini almıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan iklimde, hukukun üstünlüğünü oldukça kısıtlayan ve genelde tek adamların hakim olduğu hukuk sistemleri ortaya çıkmıştır. Nihayetinde bu sürecin sonu II. Dünya Savaşı’na ulaşmış ve insanlık daha önce görmediği soykırım ve eziyetlerle karşı karşıya kalmıştır. Savaş sürecinde yaşananlardan sonra insanlar hukukla birlikte hukukun üstünlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamışlardır. Hukukun üstünlüğü, mevcut sistem içinde en güçlünün her zaman hukuk olması ve herkesin hukuk karşısında eşit olması sonucunu doğurur. Bu da bir toplumda adaletin var olabilmesinin temel şartıdır. Bütün bu yaşanan olaylardan elde edilen tecrübelerin ışığında insanlık, belki biraz da mecburiyetten, çözümü demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını merkeze alan anayasalarda bulmuştur. Özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ilanı ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kurulmasıyla bu kavramlar özelinde o günden bugüne ciddi ilerleme kaydedildiği görülmektedir.
Güçlü devletlerde ortaya çıkan bu ve ilgili diğer kavramların zamanla bu devletlerin daha fazla gelişip güçlenmesine imkân sağladığı ve bu yönüyle hem topluma hem de devletlere doğrudan etki ettiği görülmektedir. Tabi ki bu gelişim süreci, hakim güçlerin zulümlerine tamamen engel olmamış, dünyanın farklı yer ve tarihlerinde zulüm ve eziyetler yaşanmış, yaşanmaya devam etmektedir.
1990’lı yıllarda ülkemize hem madden hem manen yakın coğrafyalarda yaşanan Hocalı Katliamı ve Srebrenitsa Soykırımı bugün hafızalarda tazeliğini ve yüreklerde acısını korumaktadır. Keza yine Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı birçok yerinde; uluslararası hukuku görmezden gelen ve insan haklarını ihlal eden fiiller ve uygulamalar uzun yıllardır devam etmektedir.
Tabi ki böyle kısa bir çalışmada girişte sorulan soruyu tam anlamıyla cevaplamak pek mümkün değildir. Bununla birlikte tarihi süreç incelendiğinde hukuk ve toplum arasındaki sıkı ilişki net şekilde ortaya çıkmaktadır. Bazı dönemlerde hukuk aracılığıyla toplum baskı altına alınmış, hatta zaman zaman hukukun varoluş amacı bu baskı oluşturmuştur. Bazı dönemlerde ise hukukun kaynağı belirli kişi veya gruplar olmuş; ortaya çıkan hukuk bu kişilerin iktidarını korumayı amaçlamıştır.
Farklı zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde hukukun kaynağı din, uygulayıcıları ise din adamları olmuştur. Bu durum kimi zaman huzur ve mutluluk, kimi zaman da baskı ve eziyet doğurmuştur. Her dönem, zamanın akışı içinde bir şekilde sona ermiştir. Bütün bu iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz tecrübelerden ortaya çıkan sonuç insanlık mirasını oluşturmakta ve bugünümüzü şekillendirmektedir. Bu miras incelendiğinde, bütün toplumların yaşadıkları her zor dönemden sonra ilgili dönemin hukuk kaynağı ile arasına mesafe koymakla birlikte; her zor dönemden sonra hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının önemini daha iyi görerek ve kavrayarak çıktıkları görülmektedir.
Her ne kadar anayasalar başta topluma bir sınır çiziyor gibi görünse de, devam eden süreçte uygulamalarla adalet, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar desteklenmediğinde toplumun bu sınırlara uymadığı ve değişim yoluna gittiği görülmektedir.
Yani “Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır?” sorusunu cevaplarken keskin ayrımlar yapmanın zor olduğu kanaatindeyim. Ancak her zaman çağın getirdiklerine uyum sağlayamayan, güncellenmemiş hukuk metinlerinin toplum nazarında geçerliliğini kaybettiği görülmektedir. Bu durum bize, günümüzde hazırlanacak anayasal bir metinde gündelik siyasetin ihtiraslarından kaçınarak; evrensel değerlere uygun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan, aynı zamanda tarihten dersler çıkaran bir yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti 1923 de Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, 1920 – Adalet Bakanlığı’nın temeli atıldı 1925 – Danıştay, bağımsız bir mahkeme olarak kuruldu 1945 – Adliye Vekâleti’nin adı Adalet Bakanlığı oldu 1961 – Anayasa Mahkemesi kuruldu 1982 – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu 1984 – Adalet Bakanlığı bugünkü halini alması ile kronolojik sıralamasını tanımlanıyoruz.
Türk Hukuku’nun Bugününde Neler var ? Türkiye’de hukuk alanının izlenmesinde disiplinler arası etkileşimden daha etkin yararlanılması ve iş birliğinin kurumsal olarak güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmemiz gerekiyor. Öztamahkar; hukuk izleme çalışmalarının sadece hukukun dar normatif boyutuyla sınırlı kalmayıp, sosyal bilimlerle kurulan bağ sayesinde daha kapsamlı bir politika analizine olanak sağladığını ifade ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.
Diğer yandan yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026’da yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.
Dünden Bugüne Hukuk kavramını anlatmaya betimlemeye gayret ettik. Türk Hukuk sisteminin Geleceği konusunda gelinen noktada şu ifadelere yer vermek isterim. Günümüz Türkiye’sinde; Ülkemizde Hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerden (normlardan) aldığı kuşkusuzdur. Tüm bu işleyiş ve tutumlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar.
Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır. Hukuk devletinde yönetimin iş ve eylemlerine uygulanacak hukuk kurallarının şeffaf bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu hukuk normlarının normlar hiyerarşisine uygunluğu da önem taşımaktadır.
Alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerin hiyerarşisine aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da etkilemekte ve denetime esas kararlarda çoğu zaman normlar hiyerarşisinden sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Kanun, tüzük, yönetmelik veya adsız düzenleyici işlemlerle getirilen hükümlerin uygulanabilmesi için her bir düzenlemenin üst norma uygun olması gerekmektedir. Ortada bir hukuk normu bulunmasına rağmen, söz konusu hukuk normu hukuk aleminde var olmasına esas oluşturan bir üst hukuk normuna aykırı olması halinde Sayıştay tarafından yok kabul edilmekte ve yapılan idari iş ve eylemler hukuken kabul edilmemektedir.
Türk hukuk mevzuatında öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının sağlıklı işleyebilmesi için uygulayıcıların ve söz konusu uygulayıcıların iş ve eylemlerini yargısal açıdan veya hukukilik denetimi açısından denetleyen mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir. Konunun bütün yönleriyle bilinmesi, uygulamayı ve denetimi kolaylaştırmanın yanında Anayasa’nın 2’ inci maddesinde öngörülen devletin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesinin de hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın diğer bir özelliği olan Gastronomi alanında Başarılarından bahsetmeden geçemiyoruz. Sohbetimiz esnasında kullandığı ifadeleri ile Kadın girişimcilere ışık tuttu. İstanbul gastronomi sahnesinde kadın girişimciler, yerel malzemeleri modern yorumlarla sunarak ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlarla, Oğlu Ege Öztamahkar ile Ataşehir’de konumlanan CRUST & CREME ile modern kafe kültürünü Fransız pastacılık geleneğiyle buluşturan özgün bir gastronomi markasını Ege Öztamahkar ile birlikte sunmanın ayrı bir hazzını yaşıyor. Yaşatıyor.
Ataşehir’in gelişen gastronomi sahnesine yeni bir soluk getiren CRUST & CREME, hem günlük ziyaretler hem de kısa kaçamaklar için ideal bir buluşma noktasıdır diyerek ekliyor; Minimalist tasarımı, sıcak atmosferi ve özenle kurgulanmış menüsüyle misafirlerine yalnızca bir kahve molası değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.
Markanın merkezinde, kruvasan yer alıyor olması ile ayrı bir kültür ve lezzet ağı kazanıyor. CRUST & CREME’de sunulan tüm kruvasanlar, kat kat açılan hamurun ustalıkla işlenmesi ve yüksek kaliteli tereyağı kullanımıyla hazırlanır. Dışı çıtır, içi yumuşak dokusuyla öne çıkan bu ürünler, hem tatlı hem de tuzlu seçenekleriyle günün her saatine hitap ediyor. Sonuç olarak , Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın, Türkiye’de Hukuk Sistemi ve Geleceği hakkında ifadeleri ile yazı dizimizde sona yaklaşmış bulunuyoruz. İfadelerinde, 2026 yılı başlangıcı vesilesiyle hukuk ve yargı alanında hem geçen senenin kısa bir muhasebesini yapmaya hem de önümüzdeki yıla dair öngörü ve önerilerimi paylaşmaya çalışacağım diyerek sözlerine devam ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı. Günümüzde Türkiye’sinde, Adalet mekanizmasındaki tıkanıklıklar, toplumun önce yargıya ardından kaçınılmaz olarak devlete olan güvenini sarsarak, hukuk düzeninde telafi güç yaralar açabilir diyorum. Şüphesiz böyle bir durumda da , ne sosyo-ekonomik refahtan ne de kamu güvenliğinden söz edilebilir konuma gelinebilir. Nihayetin’de, bu durum devlet için beka tehdidine dönüşebilir.
Gelelim Hukuk alanında Mevzuatların Durumu sorusuna? 2025 yılı sonu ve 2026 yılı başında, “Mevzuat tarafında temel yasalar neredeyse tamamen yenilenmiş; hedef süre, adli kontrol, e-duruşma, e-tebligat, uzlaşma ve arabuluculuk gibi yenilikçi kurumlar ceza ve hukuk yargısına entegre edilmiştir. İşte 4. Strateji Belgesi de bu perspektifin devamı niteliğindedir. 2025-2029 yılları arasında hayat geçirilmesi planlanan 45 hedeften müteşekkil Belge; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki güvenlik, yargının etkinliği, güven ve memnuniyet, teknoloji destekli adalet ve mesleki yetkinlik şeklinde altı tema temelinde hazırlandı. Ceza ve İnfazda Yeni Dönem İşte 10. Yargı Paketi, 2005 ceza hukuku reformundan sonra belki de bu konuya en ciddi eğilen düzenlemedir. Paketle, caydırıcılığı sağlamak için (iki yılın altında hapis cezası alanlar başta olmak üzere) hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılmak için koşullu salıverilme tarihine kadarki sürenin onda birini fiilen ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı getirildi. Bu sayede “cezaevine girmeden tahliye olma” gibi toplumsal infiale yol açan uygulamaların önüne geçilmesi hedeflendi. Ayrıca infaz dışında bazı suçların cezalarında da artışa gidildi. Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme suçunda cezanın alt sınırı üç aydan dört aya yükseltildi. Alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullananlara verilecek hapis cezasının alt sınırı ise üç aydan altı aya çıkarıldı. Benzer şekilde kasten yaralama ve tehdit suçları ile suça teşebbüs hallerinde de ceza artışlarına gidildi.
7571 sayılı Kanunla yasalaşan 11. Yargı Paketi ise örgütlü suçlarda ceza artışına giderken ve çocukların örgüt suçlarında kullanılması halinde örgüt yöneticisine verilecek cezayı %100 oranında artırdı. Trafikte yol kesme olarak bilinen ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçu içinse üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Taksirle yaralama ve güveni kötüye kullanma suçlarında da ceza artışları yaşandı.
Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Yeni Anayasa Fırsatı Yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026 yılı içerisinde, yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır. Küresel anlamda insan hakları ve demokrasideki gerileme dalgasına bir ümitsizlik yaratmamalı; ulusal güvenliğin tesisi ve hukuk devleti yarışan değil birbirini tamamlayan öncelikler olarak görülmelidir. Kuşkusuz hukuki güvenlik, güçlü devletin ve milli güvenliğin yapı taşıdır.
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.
Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.
Yaşadıkça keşfedilen, keşfettikçe aşık olunan Kent…Dünya tarihinde yerini almayı başarabilen,kıtalara hükmeden medeniyetlerin beşiği, kültürlerin, uygarlıkların, kıtaların buluşma noktası .Dünyanın en güzel şehri olma sebeplerinden birisi de doğanın sunduğu güzelliklerin insan elinden çıkan muhteşem sanat eserleri ile birleştirilmiş olması sebebi ile Metropol şehrimiz İstanbul
“İyi ki Varsın” yazı dizimizde başarıdan başarıya koşan, her başarısı ödüllerle taçlandırılan bir iş insanı Derya Özgören’ e yer verdik. Yukarıda bahse konu ettiğim Anadolu’nun en köklü yerleşim merkezi İstanbul’da dünyaya gelen, lise eğitimini Bedrettin Dalan’ın kurucusu olduğu İSTEK Özel Atanur Oğuz Lisesi“nde tamamladı. Üniversite eğitimini ise Türkiye’nin ilk özel üniversitesi olan, Cenajans’ın sahibi Nail Keçili’nin açtığı Akademi İstanbul Radyo Televizyon Bölümü“nde gerçekleştirdi. Burada Betül Mardin, İlber Ortaylı, Orhan Kural ve Emre Kınay gibi alanında uzman isimlerden eğitim aldı.
Daha öğrencilik yıllarında medya dünyasına adım atan Özgören, Kanal D“de çalışmaya başladı. İlker Yasin ekibinde spor servisinde yönetmen yardımcılığı ile başladığı kariyerine, “Alkışlar” programında yönetmen yardımcısı ve muhabir olarak devam etti.
Derya Özgören, medya ve iletişim dünyasında iz bırakan tecrübeleri, vizyoner projeleri ve güçlü iletişim becerileriyle tanınan bir isimdir. Eğitiminden kariyerine uzanan yolculuğu, sektördeki başarısının temel taşlarını oluşturmuştur.
Derya Özgören’nin PR uygulaması çalışmaların, aşağıda sayısız örneklemeler ve betimlemeler ile konu edeceğiz. İnsan davranışlarını anlamaya yönelik danışmanlık, ileride olabilecek eğilimleri analiz etmek ve sonuçlarını önceden tahmin etmek, kamuoyu, tutum ve beklentilere yönelik araştırmalar yapmak, doğru ve tam bilgi esasına dayanan iki yönlü iletişimi kurmak ve bunu devam ettirmeye çalışmak adına başarılı işlere imza atmıştır.
Basın Medya PR alanındaki çalışmalarının hepsinde, halkla ilişkiler programları planlamaları, çalışanlarla iş birliği yapması, Radyo ve televizyon programlarında konuşmacıların yer almaları esnasında, basın konferansları dahil, kamuoyu araştırması yapması, broşür, bülten ve rapor yazarları ve tüm halkla ilişkiler programlarını değerlendirmeleri yer almaktadır.
Derya Özgören’nin diğer en bilinen yetkinlik alanında Moda Direktörlüğü var.
Bu noktada kendisi de aynı zamanda seçici bir aktivist..
Derya Özgören
Ünlü stil danışmanları, oyuncular, müzisyenler ve influencer’lar gibi kamuoyunun gözü önünde olan isimlerin moda alanındaki, stil danışmanlığı vizyonuna da göz kırpmıştır. , sadece kıyafet seçmekle kalmayıp; aynı zamanda trendlerinin belirlenmesi, markalarla iş birliği yapması için sayısız çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Zümreler, Lisans yada Lisans üstü Eğitimlerini bitirmelerinin ardından, biraz sermaye ve çevre ilişkisi varsa hemen halkla ilişkiler firması kurmayı hedefliyor yada kuruyorlar. Bence yanlış bir duruş ve süreç örneği. PR’ın marka, kurumsal kimlik, pazarlama, reklam ve medyayı iyi bilen ehil insanlar tarafından yapılması gerekiyor. Ülkemizde yeni pazarlara ve dolayısıyla yeni markalara ihtiyaç var. Doğru kişiler sektörde olursa PR ülkemizde gelişir. Çünkü Türkiye’nin yeni markalara ve ülkemizin marka olmaya ihtiyacı var.” Diyerek sözleri ile sektöre farklı bir ivme kazandırıyor.
PR (halkla ilişkiler) konusunda toplumda bilgi kirliliği olduğunu ve PR’ın çoğunlukla basın danışmanlığı ve menajerlikle karıştırıldığını söyleyen Özgören; PR’ın marka iletişimi, kurumsal iletişim, kriz yönetimi ve medya iletişimini kapsayan çok geniş bir kavram olduğunu belirterek, basın danışmalığının marka iletişiminin bir alt unsuru olduğunu ifade ediyor.
Derya Özgören’in Başarı Sıralamasında oldukça PR elde ettiğini görmek mümkün.
İbrahim Tatlıses’in kurucusu olduğu İDOBAY Müzik şirketinde basın danışmanlığı görevini üstlendi. Burada Yıldız Tilbe, Ebru Yaşar, Mahmut Tuncer, Nuri Sesigüzel, Günel ve Harun Kolçak gibi ünlü isimlerle çalıştı.
Sonrasında Hülya Avşar’ın basın danışmanlığını yürüten Özgören, Vildan Atasever, Burçin Terzioğlu, Deniz Çakır, Tan Sağtürk, Burcu Güneş gibi pek çok sanatçı ve oyuncuya PR hizmeti sundu.
Hâlihazırda oyuncular Erdem Topuz, Atilay Uluışık, Işık Tolgay, psikoterapist Timur Harzadin ve Dr. Mert Gençoğlu gibi isimlerin basın ve PR işlerini yürütmektedir.
Derya Özgören, İki sene Önce Vatan Gazetesinde Moda köşe Yazarlığı yaptı. Su anda da Breaking News Türkiye’de Moda Direktörü ve köşe Yazarlığına devam etmektedir.
Medya alanındaki derin birikimi, özgün projeleri ve çözüm odaklı yaklaşımıyla tanınan Derya Özgören, aynı zamanda enerjisi ve pozitif duruşuyla da sektörde farklı bir yere sahiptir. Başarılarla dolu kariyeri ve vizyonu sayesinde, gelecekte de adından sıkça söz ettirecek önemli bir isimdir.
Basın PR Danışmanlığı Uzmanlık alanında;
Burcu Güneş ,Soner Arıca, Uğur Işılak,-İsmail Yk, Yurtseven Kardeşler,Bulut Aras,Özlem Ay, Ersoy Dinç, Çiğdem Savaş, Nurseli İdiz, Ece Gürsel, Seçkin Piriler, Şenay Akay, Canan Mutluer,Şebnem Schaffer, Hande Subaşı, Fatma Yaman, Irmak Atuk, Ebru Güzel, Sevil Uyar, Simge Tertemiz, Başak Emre, Berrak Deniz, Yelda Kara, Tuğba Melis Türk, Buket Açikgöz, Irmak Gökçenoglu ,Mavi Akustik Müzik Grubu gibi ünlü isimleri görmek mümkün
Kadın Kadının Düşmanıdır Çiğdem Savaş &Erkan Eken&Derya Özgoren projesi yanı sıra ,Lerzan Mutlu Basın Danışmanlığı ve Menajerlik, Cine5 Gündüz ve Gece Program ,Atv Gündüz kuşağı Program ,Show Tv Gündüz kuşağı Program, Fox Tv Gündüz kuşağı Programlarında ismini sıkça duyduğumuz isim olmayı başarmıştır.
Enerji Petrol Medya Grup olarak … Her daim, başarılı girişimcilik hikayeleri tesadüf değildir ve bazı ortak noktalar taşır demekteyiz. Sektörel bazda pazardaki eksikleri ve ihtiyaçları iyi gözlemleyerek, yaratıcı ve kullanışlı çözümler sunan kişiler ya da kurumlar başarıyı yakalamaktadır. Bizce hem medya hem de Moda alanında gösterdiği başarılı girişimleri ile hem Ülkemiz medyasının hem de Avrupa’daki birçok ülkenin göz bebeği.
Son zamanlarda herkesi etkileyen bir kavram olarak çok daha sık duyduğumuz PR ve Medya alanındaki girişimcilik çalışmaları Yapay zeka ve teknoloji ile birlikte hız kazanmıştır. Başarılı kadın girişimciler medyada yeterince yer almamakta ve tanınmamaktadır. Kadınların başarı hikayeleri daha çok topluma sunulmalı, bizler gibi , medya kuruluşları bu konuda sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmeli kadın girişimciliğini desteklemelidir.
Derya Özgören’nin muhteşem dehası, yardımsever ve hoşgörülü, olaylara her daim iyimser bakışı, ülkemizde ve Dünya da Medya alanındaki yatırıma ışık olması, istihdamın, kaynakların, iş gücünün ve özgür basının önünü açıyor. Bizler de bu başarılarının devamlılığını dileyerek enerji medyası olarak;
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.
Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.
Geçmiş tarihinde, çok sayıda devlete başkentlik yapmış, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin kültür ve siyasi başkenti… Fatih Sultan Mehmed’in fethi ile bir çağın kapanıp yeni bir çağa adım atan, kıtaları birbirlerine bağlayan, medeniyetlerin başkenti… Boğazı ve tarihi zenginlikleriyle her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği… Şairin deyimiyle, ‘lütfu da hoş, kahrı da hoş’ diyerek bahsettiği şehirde hem yaşayan hem de ziyarete gelen için aynı anda hem gurbet ve dahası vuslat olup, yaşanan dramları, trajedileri dahi onulmaz bir aşka, kopması imkânsız bir tutkuya dönüştüren sanayi, kültür ve medeniyetler şehri; Metropol İSTANBUL…
“İyi ki Varsın” yazı dizimizde bilişim, teknoloji, turizm, enerji, moda, sanat ve sivil toplumun lider insanlarını kaleme almıştım. Bu bölümde Aslen Giresun’lu olup 1983 yılında İstanbul’da dünyaya gelen 2 çocuk Annesi, kurumsallaşma sürecini yönlendiren, yönetimde profesyonel kadrolarla çalışmanın hazzını yaşayan, kaynağı insan ve emlak sektörü olan birimin yönetici insanı Sibel Soytürk Pekcan’a yer verdim.
Siyasal bilimler ve uluslararası ilişkiler mezunu olan Kadın Girişimcimiz,
11 yıl bankacılık sektöründe ( dış ticaret bölümünde ) çalıştı . Evlilik sonrası Sektörden ayrılma kararı aldı. Bu ayrılık yaklaşık 3 yıl sürdü. İş yaşamına devam kararı almasının ardından Dijital Baskı merkezi kurdu ve sektör bileşenlerinin devamlılığı ile emlak sektörüne girdi. Şuan da aktif olarak ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD STİ nin brokerlığını yapıyor.
ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ’nde gelinen noktada gayet başarılı işlere imza atılmaktadır. Kurucusu olduğu ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ , Gayrimenkul ve Yatırım Danışmanlığı markasıyla İstanbul’un prestijli bölgelerinde, sadece konut satışlarıyla değil, stratejik arsa temini ve profesyonel satış ofisi yönetimiyle de sektöre yenilikçi bir soluk getiriyor.. Güven ve şeffaflık ilkeleri üzerine kurulu bir yatırım platformu olarak, yatırımcıların doğru karar almasına rehberlik ediyor.
Kadın liderliğinin gücünü iş dünyasında somutlaştıran Sibel Soytürk Pekcan,erkek egemen bir sektörde örnek bir başarı hikâyesi yazıyor. Genç kadın girişimcilere ilham veren yaklaşımıyla, cesaret, disiplin ve vizyonun bir araya geldiğinde başarının sınır tanımadığını gösteriyor. Gayrimenkulün özü aslında hayata dokunmaktır. Bir evi satmak ya da almak, tek başına bir işlem değil; bir hayat kurma yolculuğudur. Bu yüzden benim için en temel değerler güven, samimiyet ve doğru yönlendirme. İnsanların geleceğine dokunurken, onların hayallerini ve ihtiyaçlarını da düşünmek zorundasınız. İşte bizim vizyonumuz da tam buradan doğuyor: Her ev bir yaşam, her yatırım bir gelecek demek.
Bir kadın girişimci olarak benim için ayrıca önemli olan bir değer de etik duruş. Disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla hareket ederek hem yatırımcıya hem sektöre güçlü bir rol model olmayı istedim. İşte bu nedenle Danışmanlık hizmetleri , sadece bir marka değil; yatırımcı için güvenilir bir yol arkadaşı ve İstanbul için geleceği şekillendiren bir vizyon haline geldi. Diyor.
Başarılarından övgü ile söz ettiğim Sibel Soytürk Pekcan’nın sektöründe ve sivil toplum alanında, iş dünyasının kalkınmasına yaptığı hizmetler ile ülkesine olan sevgisi, vizyoner yapılanmasında, görülmedik düzeyde geleceğe odaklanmış ve gelecek adına birçok ilklere imza atmış olması, geniş bir vizyonu olan, sıra dışı, kendisini milletinin hizmetkârı olarak gören duruşu, bunun yanı sıra yardımsever kişiliği ve sektörüne yapmış olduğu sonsuz desteklerden dolayı “
İyi ki Varsın Sibel Soytürk Pekcan diyorum Levent Kandemir
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.