Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Liderler Zirvesi’nin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Üye devletler, kurucu ilkelerine sahip çıkmalı ve İttifak’ı güçlendirmelidir. Akdeniz’den Karadeniz’e, Avrupa’dan Asya’ya kadar NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyulan her yerde, İttifak aktif rol üstlenmelidir. Dönem sorumluluktan kaçma değil, elini taşın altına koyma dönemidir. Bilhassa NATO’nun küresel sınamalar karşısında daha etkin inisiyatifler üstlenmesi gerekmektedir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Liderler Zirvesi’nin ardından basın toplantısı düzenleyerek, açıklamalarda bulundu.
Açıklamasında küresel ekonomik ve güvenlik mimarisinde köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemden geçildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgesel aktörlerin karar alma süreçlerindeki etkisi ve ağırlığı günden güne artıyor. Son bir buçuk yıldır insanlığın gündemini belirleyen koronavirüs salgını bu değişim sürecini daha da hızlandırmıştır. Yüzyılın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen salgın, küresel sistemdeki açıkları ve yapısal sorunları bir kez daha gözler önüne sermiştir” dedi.
Koronavirüs salgının yansımalarının hayatın hemen her alanında görüldüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ekonomiden ticarete, toplumsal hareketlerden kamu güvenliğine kadar çok geniş bir yelpazede salgının artçı sarsıntılarına şahit oluyoruz. Salgınla beraber istikrarsızlığın, İslam ve yabancı karşıtı ırkçı akımların dünyanın farklı köşelerinde yaygınlaştığını görüyoruz. Demokrasi ve demokratik değerler yara alırken, sorun çözme mekanizmaları işlerliklerini kaybediyor. Uluslararası toplum tarafından terk edilmiş olma düşüncesi, bilhassa sistemin çeperinde yer alan yoksul ülkeleri içe kapanmaya sürüklüyor. Salgınla beraber ekonomileri iyice kötüleşen az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik yardımların şarta bağlanması, adalete ve hakkaniyete olan inancı da aşındırıyor.”
“ÜYE DEVLETLER, KURUCU İLKELERİNE SAHİP ÇIKMALI VE İTTİFAK’I GÜÇLENDİRMELİDİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel ekonominin toparlanma ihtiyacı en üst safhadayken, özellikle gelişmiş ülkelerin korumacı tedbirlere başvurmasının, salgın kaynaklı ekonomik sorunların derinleşmesine sebep olduğunu vurgulayarak “Hepimiz güvende olana kadar hiçbirimizin güvende olamayacağı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyoruz. Dünyanın içinde bulunduğu bu manzara bize NATO’nun da üzerine inşa edildiği ‘ittifak ve dayanışma ruhunun’ önemini göstermiştir” şeklinde konuştu.
Küresel istikrarın muhafazasında NATO’nun hem belirleyiciliği, hem de üstlenmesi gereken sorumluluklar arttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Üye devletler, kurucu ilkelerine sahip çıkmalı ve İttifak’ı güçlendirmelidir. Akdeniz’den Karadeniz’e, Avrupa’dan Asya’ya kadar NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyulan her yerde, İttifak aktif rol üstlenmelidir. Dönem sorumluluktan kaçma değil, elini taşın altına koyma dönemidir. Bilhassa NATO’nun küresel sınamalar karşısında daha etkin inisiyatifler üstlenmesi gerekmektedir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve vesilesiyle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ile de bir araya geldiklerini belirterek, “NATO Brüksel Zirvesi’ni küresel ölçekte kritik hadiselerin yaşandığı işte böyle bir atmosferde gerçekleştirdik. İttifakın önümüzdeki 10 yıllık yol haritasını teşkil edecek NATO 2030 sürecine ilişkin önemli kararların alındığı Zirvemizi tamamladık. Zirve toplantımızda NATO’nun güvenliğine yönelik tehdit ve meydan okumalar hakkında stratejik düzeyde görüş alışverişinde bulunduk” diye konuştu.
“NATO’yu askerî bakımdan daha muhkem hâle getirirken siyasi boyutunu da tahkim edecek adımların atılması yönünde kararlar aldık” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, stratejik konseptin günün şartlarına uygun olarak güncellenmesi sürecini başlatan kararı da onayladıklarını bildirdi.
“İYİ TERÖRİST, KÖTÜ TERÖRİST SINIFLAMASINA GİDEN ÇARPIK ANLAYIŞ MEVCUDİYETİNİ KORUYOR”
İttifakın yeni tehditlere mukavemet edebilmek amacıyla kendisini adapte ederken güvenliğin bölünmezliği, dayanışma ve beraberlik başta olmak üzere temel ilkelerinden taviz vermemesi gerektiğini vurguladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terörle mücadele başta olmak üzere Türkiye’nin önceliklerini, hassasiyetlerini ve haklı beklentilerini müttefiklerimizin dikkatine sunduk ancak burada üzülerek bir hususun altını çizmek istiyorum, terör meselesinde örgütler arasında ayrım yapan, iyi terörist, kötü terörist sınıflamasına giden çarpık anlayış mevcudiyetini ne yazık ki koruyor. Böyle ikircikli bir tavrın terörü yok edemeyeceği, bilakis terör örgütlerine cesaret vereceği açıktır” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir terör örgütünün eliyle diğerinin yok edilemeyeceğinin ortaya çıktığını, DEAŞ tehdidinin yeni isimler altında varlığını sürdürmesinin, terörle mücadelede rehavet ve çifte standardın yeri olmadığını gösterdiğini vurguladı.
Türkiye’nin DEAŞ’a karşı göğüs göğüse mücadele ettiğine, Suriye’nin kuzeyinden bu örgütün sökülüp atılmasını sağlamış tek NATO müttefiki olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sınır ötesi operasyonlarımız sayesinde 8 bin 200 kilometrekareden fazla alanı terörden arındırdık. İdlib’de tesis ettiğimiz güven atmosferiyle yeni bir insani trajedinin ve büyük bir göç dalgasının önüne geçtik. Son günlerde İdlib’e yönelik hem rejim hem PKK/YPG kaynaklı saldırıların yoğunlaşması bu bölgeyi tekrar kaosa sürüklemeyi amaçlamaktadır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumartesi günü Afrin’deki Şifa Hastanesini hedef alan YPG/PYD terör örgütünün 14 masumu katlettiğini, 32 sivili de yaraladığını anımsatarak, şöyle konuştu: “Sadece bu terör eylemi bile müttefik silahlarıyla donatılan, yöneticileri kimi ülkelerde kırmızı halılarda ağırlanan bu örgütün kanlı, kirli ve çirkin yüzünü göstermeye kâfidir. Gerek zirve hitabımızda gerekse ikili görüşmelerimizde PKK/PYD’ye verilen desteğin artık sonlandırılması gerektiğini açıkça dile getirdik. Terör örgütleriyle mücadelemizin yanı sıra Suriye’nin bir terörist yetiştirme kampına dönüşmesinin de önüne geçmeye çalıştık. Bugüne kadar 9 bine yakın yabancı terörist savaşçı yakaladık ve ülkelerine geri gönderdik. Ayrıca çatışma bölgeleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 100 bini aşkın terörist şüphelisine ülkemize giriş yasağı koyduk.”
Türkiye tarafından yakalanıp kaynak ülkelere teslim edilen teröristlerin bugün hiçbir tahkikata uğramadan ellerini kollarını sallayarak serbestçe dolaşabilmesinin, hatta kimi ülkelerde terör eylemi yapabilmesinin büyük bir zafiyet olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Türkiye, sadece PKK/PYD, FETÖ ve DEAŞ ile mücadelesinde değil yabancı terörist savaşçıların engellenmesine yönelik çabalarında da tek başına bırakılmıştır. Daha vahimi ülkemiz Suriye mahreçli düzensiz göç yükünün neredeyse hepsini yalnız başına omuzlamak mecburiyetinde bırakılmıştır. Yaklaşık 10 yıldır 3,6 milyon Suriyeliye sahip çıkan Türkiye’ye verilen taahhütlerin çoğu yerine getirilmemiştir. Libya ve Suriye başta olmak üzere ittifakın inisiyatif almakta geç kaldığı tüm bölgelerde muhasımların etkinliğini artırdığı bir gerçektir. Meşru hükûmetin daveti üzerine sağladığımız eğitim ve danışmanlık desteği hem Libya’nın uzun süreli bir iç savaşa sürüklenmesini engelledi hem de BM öncülüğündeki siyasi sürecin önünü açtı.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dağlık Karabağ’da 30 yıllık bir gecikmeyle de olsa adaletin tecelli ettiğini ve bölgede umutların yeniden yeşerdiğini söyledi.
Husumetin yerini barışın, gerilimin yerini huzurun, istikrarsızlığın yerini kalıcı barışın alabileceği yeni bir dönemin kapılarının aralandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin sınırları dışında yürüttüğü müttefiklerimizin güvenliğine de katkı sunan operasyonlarına ittifak tarafından güçlü destek verilmesi bu bakımdan tercihten öte zorunluluktur. Temennimiz tüm müttefiklerimizin sığ siyasi hesapları artık bir yana bırakıp Türkiye ile tam bir dayanışma sergilemesidir” diye konuştu.
“ABD BAŞKANI BİDEN İLE SON DERECE YARARLI VE SAMİMİ BİR GÖRÜŞME OLDU”
Zirve vesilesiyle ABD Başkanı Biden ile bir araya geldiklerini hatırlatan Erdoğan, uzun yıllara dayalı dostluklarının bulunduğu ABD Başkanı Biden ile gündemlerinde yer alan konularla ilgili kapsamlı görüş alışverişinde bulunduklarını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Hem görüş ayrılığı yaşadığımız meseleleri hem de ortak çıkarlara sahip olduğumuz alanlardaki iş birliği imkânlarını yapıcı bir yaklaşımla ele aldık. Etkin iş birliğine ihtiyaç duyduğumuz coğrafyalarda yapacağımız ortak çalışmaları Sayın Biden ve ekibi ile görüştük. Türkiye bu bölgelerde aldığı inisiyatiflerle DEAŞ’la mücadeleye destek vermenin yanında NATO’nun sınırlarının ve müşterek çıkarlarımızın da savunucusu olmuştur. Bu görüşmede salgın sonrası ortaya çıkacak yeni fırsatları da dikkate alarak aramızdaki ekonomik potansiyelin tam anlamıyla hayata geçirilmesi için atılabilecek adımları değerlendirdik. İki müttefike ve stratejik ortağa yakışır şekilde doğrudan diyalog kanallarını etkin ve düzenli şekilde kullanma hususunda mutabık kaldık.”
İki ülke arasındaki mevcut ikili iş birliği ve bölgesel istişare mekanizmalarının yeniden canlandırılması gerektiğinin altını çizdiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Neticede son derece yararlı ve samimi bir görüşme oldu. Her alanda karşılıklı saygı ve çıkara dayalı verimli bir iş birliği döneminin başlaması noktasında güçlü bir iradenin olduğunu görüyorum. Sayın Biden’la önümüzdeki dönemde bu hedefler doğrultusunda iş birliğimizi artıracağız. Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinde çözülemeyecek hiçbir mesele olmadığını, tam tersine iş birliği alanlarımızın sorun başlıklarından daha geniş ve zengin bir görünüm sergilediğini düşünüyoruz. Avrupa-Atlantik coğrafyasının barış, refah ve güvenliğine büyük katkı yapmış olan Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin bundan sonra da aynı hassasiyetle çalışmalarını yürüteceğine inanıyoruz.”
Zirve kapsamında bir diğer görüşmeyi de Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson ile yaptıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmemizde dost, müttefik ve stratejik ortak olarak ikili ve bölgesel düzeydeki iş birliğimize verdiğimiz önemi ve bunun sürdürülmesine yönelik irademizi karşılıklı olarak vurguladık” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Salgın boyunca video konferans marifetiyle sıklıkla konuştuğum Şansölye Merkel’le bu kere yüz yüze görüşerek ikili ve bölgesel konularda kapsamlı bir fikir teatisi gerçekleştirdik” ifadesini kullandı.
NATO ZİRVESİ KAPSAMINDA İKİLİ GÖRÜŞMELER
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile görüşmelerinde yeniden canlandırdıkları diyalog mekanizmalarının sürdürülmesini kararlaştırdıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Başbakan’la ülkelerimiz arasında pozitif gündemi destekleyecek adımların karşılıklı olarak atılması hususlarında da fikir birliğine vardık. Hatta biz görüşmelerimizi ikili olarak yapalım ve daha da ilerisi biz görüşmelerimizi gerekirse özel hattan yapmak suretiyle araya birilerini sokmamızın anlamı yok kararına vardık” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile de bir araya geldiklerini belirterek, “Bu görüşmelerde de ikili ve bölgesel konularla Avrupa Birliği’ndeki gelişmeleri ele aldık. Kendileriyle diyaloğumuzu sürdürme hususunda mutabık kaldık” dedi.
Dün, Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda ve Letonya Cumhurbaşkanı Egils Levits ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu görüşmelerde ikili ilişkilerimizin yanı sıra 24 Haziran’daki zirve öncesinde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri konusunda da görüş alışverişinde bulunduk. Her iki lidere de Türkiye’nin, Baltıkların savunmasına olan katkısının süreceğini teyit ettik” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile de dün verimli bir ikili görüşme gerçekleştirdiklerine işaret etti.
Zorlu Kovid-19 salgını şartlarında gösterdikleri başarılı ev sahipliği sebebiyle Belçika Hükûmetine ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e teşekkürlerini sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin hayırlara vesile olmasını diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Zirvesi’nin ardından düzenlediği basın toplantısında, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.
“AFGANİSTAN KONUSUNDA AMERİKA’NIN BİZE VERECEĞİ DESTEK BÜYÜK ÖNEM ARZ EDİYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Biden ile görüşmesinde Kabil Havaalanı’nın durumunu görüşüp görüşmediğine ilişkin sorusu üzerine, Afganistan konusundaki düşüncelerini çok açık, net olarak ABD Başkanı Biden’a ifade ettiğini belirterek, “Eğer Afganistan’dan çıkmamız istenmiyorsa, özellikle orada belli bir desteğin verilmesi isteniyorsa diplomatik, lojistik bunun yanında mali konularda Amerika’nın bize vereceği destek büyük önem arz ediyor” diye konuştu.
Taliban gerçeğini bir kenara koymanın mümkün olmadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onlarla da birçok görüşmeleri, farklı atacağımız adımlarla sürdürebiliriz. Bir diğer konu yine Afganistan’da biz Pakistan’ı da yanımıza alma düşüncemizi kendilerine söyledik, Macaristan’ı yanımıza alma düşüncemizi kendilerine söyledik. Bütün bunlarla birlikte istiyoruz ki Afganistan halkı herhangi bir sıkıntıyı yaşamadan Afganistan’daki bu desteği kendilerine verelim ve şu an itibarıyla bir mutabakat söz konusu. Bir sıkıntı burada söz konusu değil” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400’lerle alakalı olarak ABD Başkanı Biden’a herhangi bir öneride bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, şu yanıtı verdi: “Tabii ki burada yapılacak olan böyle bir görüşmede, S-400’ün gündeme gelmemesi mümkün değil. Ama S-400’de bizim düşüncemiz daha önce neyse, aynı düşünceyi Sayın Başkan’a ifade ettim ve bunun yanında F-35 konusunu kendilerine aynı şekilde yine ifade ettim. Temennim odur ki savunma sanayisi ile ilgili olarak müşterek yapabileceğimiz adımlar nelerdir, bunları ifade ettim. Tabii bugün burada hepsi bu işlerin bitmiyor. Bundan sonraki süreçte de Dışişleri Bakanlarımız, Savunma Bakanlarımız muhataplarıyla görüşmek suretiyle bu süreci inşallah sağlama bağlayacaklar.”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, bugün düzenlediği basın toplantısında, “Daha önce İslam ile ilgili yaptığı konuşmalara ilişkin Erdoğan’a bir açıklama yaptığı ve sözlerinin yanlış anlaşıldığı” yönündeki ifadeleri hatırlatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fransa ile de bugünkü görüşmemizde özellikle ikili görüşmelerimizin ciddi bir dayanışma içerisinde devamında mutabık kaldık” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “Bu süreç içerisinde ne yazık ki bazı mahfiller bu tür şeyleri uydurdular ama benim İslam’a karşı olmam söz konusu değildir ve bunu bir dost olarak size söylüyorum” ifadesini kullandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dedim ki böyle olduğuna göre bundan sonraki süreçte de bunları tarziye edecek açıklamalar olursa bu tabii çok çok isabetli olur” görüşünü paylaştı.
Fransa’da bulunan Müslüman nüfusun yoğunluğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macron’un bu konuyla ilgili olarak da hassasiyetini ifade ettiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macron’un “Suriye ve Libya konusunda iki ülkenin beraber çalışma konusunda bir özverisi olduğu” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de “Suriye ve Libya konusunda müşterek bir çalışmayı yapabilir miyiz, yapamaz mıyız bu konunun üzerinde durdu. Biz bu işlerde daha rahatız, yapabiliriz dedik ve bu konuyla ilgili görüşmelerimizi de devam ettireceğiz” açıklamasında bulundu.
“YUNANİSTAN BAŞBAKANI MİÇOTAKİS İLE ARAMIZDA GÜZEL BİR GÖRÜŞME GEÇTİ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in iki ülke arasında karşılıklı adımlar atılacağına yönelik açıklamasını anımsatan bir gazetecinin, “Doğu Akdeniz’de ve Ege’de gerilimden kaçınabilmek için neler yapılmalı? Çünkü hala bölgede Türkiye sondaj çalışmalarında ısrar etmekte” sorusunu, şöyle cevapladı: “Sayın Miçotakis’in bu ifadelerine aynen katılıyorum. ‘Sessiz sakin bir yıl oldu, olacak’ düşüncesini de paylaşıyorum. Aramızda güzel bir görüşme geçti ve gerek Ege’de olsun gerek diğer bölgelerde olsun bundan böyle ben de kendisine şunu söyledim; üçüncü ülke veya kişileri bu işe karıştırmayalım. Biz bundan böyle bu tür sıkıntılı anlar olduğunda siz beni özel hattan rahatlıkla arayın, ben de sizi özel hattan rahatlıkla arayayım ve böylece herhangi bir sıkıntı yaşamadan Türkiye-Yunanistan olarak adımlarımızı atalım. Bir de sıkıntılı konular nelerse bunları masaya koyalım, görevlendirdiğimiz arkadaşlar bunlar üzerinde çalışsınlar ve onlar bize bunu getirsinler, nihai kararı biz verelim ve bu nihai kararı verdikten sonra da adımlarımızı atalım. Nitekim bazı örnekler oldu, mesela dedim şu, bu konuyla ilgili olarak biz kararımızı verdiğimizde size neticeyi bildirelim ve masanın üzerinden o sorunu kaldıralım. Aynı şekilde bizim sizden istediğimiz bir konu varsa siz de o konuyu görüştükten sonra masanın üzerinden kaldırdığınız zaman ne olacak, bu masa sorunlar masası olmaktan çıkıp çözüm masası haline gelmiş olacak. Bunu da iki lider kendi arasında yapmış olacak.”
Bir gazetecinin “Savunma konusunda birtakım adımlar olabilir dediniz. Patriot’lardan mı bahsediyorsunuz? ABD Başkanı Biden yönetimi geldiğinden beri Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde soğuk rüzgârlar esiyordu diyebiliriz. Bu görüşmeden sonra bir onarım dönemine girildi diyebilir misiniz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Biden ile yüz yüze görüşmesinin NATO’daki zirve ile gerçekleştiğini, ABD Başkanı Biden’la tanışmasının, görüşmesinin yeni olmadığını, çok çok eski olduğunu anımsattı.
“ABD BAŞKANI’NI TÜRKİYE’YE DAVET ETTİM”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Biden ile yarım saati aşkın süre ikili görüşme yaptığını, ondan sonra heyetler arası görüşmelere geçildiğini belirterek, şunları kaydetti: “Bizim Patriot’lar konusundaki düşüncemiz malum bilinen bir düşünce idi ve bu konuda ABD’nin de tavrı belliydi. Ne oldu? ABD, Patriot’ları vermedi. Biz de S-400’ü o zaman almak durumunda kaldık. Böyle bir süreçten geliyoruz ve bu konularla ilgili savunma sanayisinde birlikte neler yapabiliriz, bunları savunma bakanlarımız, dışişleri bakanlarımız kendi aralarında görüşsünler dedik, kendi aralarında yapacakları bu görüşmeden sonra da bizler adımlarımızı atalım, böyle bir karara vardık. Bunun dışında ticari ekonomik birçok alanda bizim 100 milyar dolarlık bir hedefimiz vardı ama şu anda bu hedef henüz 22-23 milyar dolar civarında. Bizim bunları aşmamız gerekiyor ve bu konuda da kendileriyle bir mutabakatımız oldu. Bu arada aşı konusu vesaire bunları yine görüşme fırsatımız oldu ve Sayın Biden ile de verimli bir görüşmeyi bu ilk buluşmada, yüz yüze görüşmede gerçekleştirmiş olduk.”
ABD Başkanı Biden ile görüşmesinin ilişkilere iki ülke arasındaki ilişkilere nasıl yansıyacağı sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlişkilerin devamı açısından olumlu olduğunu söylüyorum. Temennim odur ki özellikle ben kendisini de ayrıca Türkiye’ye davet ettim, şu yoğunluklarını aştıktan sonra Türkiye’ye gelebileceğini de söyledi” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir soru üzerine, 1915 olaylarının görüşmede gündeme gelmediğini belirtti.
Daha önce “Türkiye’ye gitmeyin” tavsiyelerinde bulunan bazı ülkelerin zirvede yapılan görüşmeler sonucunda tutumlarında bir değişiklik olup olmayacağına yönelik soru üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün ülkelerde temel konunun yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını olduğuna işaret etti.
Aşılamanın bu konudaki önemini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bazı ülkeler olumlu yaklaşmaya başladılar, örneğin Almanya gibi. Rusya heyet gönderdi, Rusya’nın göndermiş olduğu heyetin Türkiye’de yapacağı görüşmelerden sonra ne gibi bir tavır takınacaklarını da göreceğiz” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte umutlu olduğunu vurgulayarak, bazı ülkelerin “Kovid belası” sebebiyle kapılarını açamadığına dikkati çekti. Kapıların böyle kapalı kalamayacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz şimdi İspanya’ya niye turist göndermeyelim. Almanya ile kapılar açıldığı andan itibaren onlar gönderdiğinde biz de göndereceğiz. İngiltere ile kapılar açıldığı andan itibaren biz de göndereceğiz. Şu anda bir sıkıntı var ama Boris Johnson ile yaptığımız görüşmede inşallah ben umutluyum ve oradan da kapıların açılacağına ihtimal veriyorum” diye konuştu.
Önümüzdeki süreçte kendisinin ABD seyahatinin söz konusu olup olmadığına ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzde bir BM Genel Kurulu var. Genel Kurul’la beraber bir de bizim New York’ta Türk Evimiz şu anda bitmek üzere. İnşallah onun da açılışını yapacağız” cevabını verdi.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN AZERBAYCAN’A GİTTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Zirvesi ve ikili temasların ardından Azerbaycan’a gitti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Brüksel Melsbroek Havalimanı’ndan Türkiye’nin NATO Daimi Temsilcisi Basat Öztürk, Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Mehmet Kemal Bozay, Brüksel Büyükelçisi Hasan Ulusoy, Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanı Tümgeneral İsmail Üner, Brüksel Başkonsolosu Umut Deniz ve diğer yetkililer uğurladı.
05 Mart 2026 tarihli Türk İş dünyası Haber gazetemizde İyi ki varsın isimli yazı dizimizin konuğu olan; Teknoloji, bilişim, sanayi, ticaret ve ülke ekonomisinde girişimci ruhunun ötesinde, bir o kadar başarılarını anlatılmakla bitiremeyeceğimiz, Malatya’da başlayan bir hayat yolculuğu… Aktuerya tazminat hukuk alanında uzman ismimiz Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın ; Azim, kararlılık ve girişimcilik ruhuyla büyüyen bir başarı hikâyesinin adıdır. “Dünden Bugüne Yarından Geleceği ‘nde ağırlamak bizler adına onur kaynağı oldu. Yaşadığımız sürece bize pek çok imkan sunulur. Hayat, “işte fırsat sana. Düşün, aklını kullan ve girişimde bulun. Çalış, çabala yeni imkanların yolunu bul,” der. Biz bu imkanların farkına varıp, üzerinde düşünüp, ilk adımı atmaz isek, fırsat uçup gider.
“Dün” tecrübedir ve “Bugün” dünün öğrencisidir. Eğer dünden doğru ders almışsak, bugün yeni bir bilgi ve tecrübe edinmiş oluruz. Dünü silemezsin, yarını yazabilirsin, bugün ise fırsattır, kullan!..
Unutmamalıyız, dünya üç gündür; dün, bugün, yarın…Bu Cenabın bizlere lütfu olup, istinasız bizlere sunulan bir hediyedir. Çoğunlukla bunun değerini bilmeyiz. Aldığımız nefesin, içtiğimiz suyun, yaşadığımız doğanın değerini bilmediğimiz, unuttuğumuz gibi… Her bir dakika, her bir saat bizim için, insanlık için, dünya için iyi, doğru ve yararlı işler yapma, üretme, yenilikler bulma fırsatıdır. İnsanlık için ter döken hem kendi geleceğini hem insanlığın geleceğini aydınlatır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar, Dünü anlatırken o kadar güzel ifadeleri ile bir o kadar da Hukuk alanında Bilinmesi gerekli süreçler adına sektöre ışık tutuyor. Örneğin, Trafik kazaları iş kazaları gemi kazaları ve destekten yoksun kalma tazminatların önemi hakkında sayısız davalara girdiğini ifade ediyor.
11 Mayıs 2013’te Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı. Saldırıda 53 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. Hatay-Reyhanlı olayda, bedensel zararlar sakatlanma ve vefat ödemesi hesaplamaları ve tüm hukuki sürecin takini alanında sürecin takip edilmesi birde Tütün Çiftliğinde,Gemi tanker patlaması sonrasında 9 kişinin vefatı sonrası, bedensel zararları ve hak arayışları dava sürecinin takibi ve sonuçlandırılması davaları ….
Dünden Bugüne Hukuk kavramını Dün olarak biraz irdelemek istedik. Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır? Bu soru evvelden beri farklı toplumda farklı kişiler tarafından düşünülmüş ve tartışılmıştır. Ülkemiz anayasacılık tarihi ise hakim görüşe göre 1808 Sened-i İttifak ile başlamakla birlikte, farklı belgeleri esas alan görüşlerin de bulunduğunu söylemek gerekir. Devam eden yıllarda Islahat ve Tanzimat Fermanları yayınlanmış ve bu sürecin sonunda 1876 Kanun-ı Esasi ile Türk tarihinin ilk müstakil anayasa metni ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti, 1908 yılında bu metinlerde esaslı değişiklikler yapmış, ancak daha sonra yeni bir anayasa yapmaya muvaffak olamamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 1921, 1924, 1960 ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasaları yapılmıştır. Bu metinlerde özellikle saltanat ile hilafetin kaldırılması, inkılap kanunları ve bunların anayasaya eklenmesi; önceki metinlere nazaran anayasaya eklenen laiklik ilkesi dikkat çekici unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ilke, o gün itibarıyla gelinen toplumsal durumu yansıtmaktadır. Aynı zamanda birçok anayasanın hem askıya alınma hem de var olma sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsanlık tarihinin kırılma noktaları olan dünya savaşlarından anayasalara da nasibini almıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan iklimde, hukukun üstünlüğünü oldukça kısıtlayan ve genelde tek adamların hakim olduğu hukuk sistemleri ortaya çıkmıştır. Nihayetinde bu sürecin sonu II. Dünya Savaşı’na ulaşmış ve insanlık daha önce görmediği soykırım ve eziyetlerle karşı karşıya kalmıştır. Savaş sürecinde yaşananlardan sonra insanlar hukukla birlikte hukukun üstünlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamışlardır. Hukukun üstünlüğü, mevcut sistem içinde en güçlünün her zaman hukuk olması ve herkesin hukuk karşısında eşit olması sonucunu doğurur. Bu da bir toplumda adaletin var olabilmesinin temel şartıdır. Bütün bu yaşanan olaylardan elde edilen tecrübelerin ışığında insanlık, belki biraz da mecburiyetten, çözümü demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını merkeze alan anayasalarda bulmuştur. Özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ilanı ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kurulmasıyla bu kavramlar özelinde o günden bugüne ciddi ilerleme kaydedildiği görülmektedir.
Güçlü devletlerde ortaya çıkan bu ve ilgili diğer kavramların zamanla bu devletlerin daha fazla gelişip güçlenmesine imkân sağladığı ve bu yönüyle hem topluma hem de devletlere doğrudan etki ettiği görülmektedir. Tabi ki bu gelişim süreci, hakim güçlerin zulümlerine tamamen engel olmamış, dünyanın farklı yer ve tarihlerinde zulüm ve eziyetler yaşanmış, yaşanmaya devam etmektedir.
1990’lı yıllarda ülkemize hem madden hem manen yakın coğrafyalarda yaşanan Hocalı Katliamı ve Srebrenitsa Soykırımı bugün hafızalarda tazeliğini ve yüreklerde acısını korumaktadır. Keza yine Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı birçok yerinde; uluslararası hukuku görmezden gelen ve insan haklarını ihlal eden fiiller ve uygulamalar uzun yıllardır devam etmektedir.
Tabi ki böyle kısa bir çalışmada girişte sorulan soruyu tam anlamıyla cevaplamak pek mümkün değildir. Bununla birlikte tarihi süreç incelendiğinde hukuk ve toplum arasındaki sıkı ilişki net şekilde ortaya çıkmaktadır. Bazı dönemlerde hukuk aracılığıyla toplum baskı altına alınmış, hatta zaman zaman hukukun varoluş amacı bu baskı oluşturmuştur. Bazı dönemlerde ise hukukun kaynağı belirli kişi veya gruplar olmuş; ortaya çıkan hukuk bu kişilerin iktidarını korumayı amaçlamıştır.
Farklı zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde hukukun kaynağı din, uygulayıcıları ise din adamları olmuştur. Bu durum kimi zaman huzur ve mutluluk, kimi zaman da baskı ve eziyet doğurmuştur. Her dönem, zamanın akışı içinde bir şekilde sona ermiştir. Bütün bu iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz tecrübelerden ortaya çıkan sonuç insanlık mirasını oluşturmakta ve bugünümüzü şekillendirmektedir. Bu miras incelendiğinde, bütün toplumların yaşadıkları her zor dönemden sonra ilgili dönemin hukuk kaynağı ile arasına mesafe koymakla birlikte; her zor dönemden sonra hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının önemini daha iyi görerek ve kavrayarak çıktıkları görülmektedir.
Her ne kadar anayasalar başta topluma bir sınır çiziyor gibi görünse de, devam eden süreçte uygulamalarla adalet, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar desteklenmediğinde toplumun bu sınırlara uymadığı ve değişim yoluna gittiği görülmektedir.
Yani “Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır?” sorusunu cevaplarken keskin ayrımlar yapmanın zor olduğu kanaatindeyim. Ancak her zaman çağın getirdiklerine uyum sağlayamayan, güncellenmemiş hukuk metinlerinin toplum nazarında geçerliliğini kaybettiği görülmektedir. Bu durum bize, günümüzde hazırlanacak anayasal bir metinde gündelik siyasetin ihtiraslarından kaçınarak; evrensel değerlere uygun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan, aynı zamanda tarihten dersler çıkaran bir yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti 1923 de Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, 1920 – Adalet Bakanlığı’nın temeli atıldı 1925 – Danıştay, bağımsız bir mahkeme olarak kuruldu 1945 – Adliye Vekâleti’nin adı Adalet Bakanlığı oldu 1961 – Anayasa Mahkemesi kuruldu 1982 – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu 1984 – Adalet Bakanlığı bugünkü halini alması ile kronolojik sıralamasını tanımlanıyoruz.
Türk Hukuku’nun Bugününde Neler var ? Türkiye’de hukuk alanının izlenmesinde disiplinler arası etkileşimden daha etkin yararlanılması ve iş birliğinin kurumsal olarak güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmemiz gerekiyor. Öztamahkar; hukuk izleme çalışmalarının sadece hukukun dar normatif boyutuyla sınırlı kalmayıp, sosyal bilimlerle kurulan bağ sayesinde daha kapsamlı bir politika analizine olanak sağladığını ifade ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.
Diğer yandan yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026’da yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.
Dünden Bugüne Hukuk kavramını anlatmaya betimlemeye gayret ettik. Türk Hukuk sisteminin Geleceği konusunda gelinen noktada şu ifadelere yer vermek isterim. Günümüz Türkiye’sinde; Ülkemizde Hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerden (normlardan) aldığı kuşkusuzdur. Tüm bu işleyiş ve tutumlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar.
Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır. Hukuk devletinde yönetimin iş ve eylemlerine uygulanacak hukuk kurallarının şeffaf bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu hukuk normlarının normlar hiyerarşisine uygunluğu da önem taşımaktadır.
Alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerin hiyerarşisine aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da etkilemekte ve denetime esas kararlarda çoğu zaman normlar hiyerarşisinden sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Kanun, tüzük, yönetmelik veya adsız düzenleyici işlemlerle getirilen hükümlerin uygulanabilmesi için her bir düzenlemenin üst norma uygun olması gerekmektedir. Ortada bir hukuk normu bulunmasına rağmen, söz konusu hukuk normu hukuk aleminde var olmasına esas oluşturan bir üst hukuk normuna aykırı olması halinde Sayıştay tarafından yok kabul edilmekte ve yapılan idari iş ve eylemler hukuken kabul edilmemektedir.
Türk hukuk mevzuatında öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının sağlıklı işleyebilmesi için uygulayıcıların ve söz konusu uygulayıcıların iş ve eylemlerini yargısal açıdan veya hukukilik denetimi açısından denetleyen mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir. Konunun bütün yönleriyle bilinmesi, uygulamayı ve denetimi kolaylaştırmanın yanında Anayasa’nın 2’ inci maddesinde öngörülen devletin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesinin de hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın diğer bir özelliği olan Gastronomi alanında Başarılarından bahsetmeden geçemiyoruz. Sohbetimiz esnasında kullandığı ifadeleri ile Kadın girişimcilere ışık tuttu. İstanbul gastronomi sahnesinde kadın girişimciler, yerel malzemeleri modern yorumlarla sunarak ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlarla, Oğlu Ege Öztamahkar ile Ataşehir’de konumlanan CRUST & CREME ile modern kafe kültürünü Fransız pastacılık geleneğiyle buluşturan özgün bir gastronomi markasını Ege Öztamahkar ile birlikte sunmanın ayrı bir hazzını yaşıyor. Yaşatıyor.
Ataşehir’in gelişen gastronomi sahnesine yeni bir soluk getiren CRUST & CREME, hem günlük ziyaretler hem de kısa kaçamaklar için ideal bir buluşma noktasıdır diyerek ekliyor; Minimalist tasarımı, sıcak atmosferi ve özenle kurgulanmış menüsüyle misafirlerine yalnızca bir kahve molası değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.
Markanın merkezinde, kruvasan yer alıyor olması ile ayrı bir kültür ve lezzet ağı kazanıyor. CRUST & CREME’de sunulan tüm kruvasanlar, kat kat açılan hamurun ustalıkla işlenmesi ve yüksek kaliteli tereyağı kullanımıyla hazırlanır. Dışı çıtır, içi yumuşak dokusuyla öne çıkan bu ürünler, hem tatlı hem de tuzlu seçenekleriyle günün her saatine hitap ediyor. Sonuç olarak , Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın, Türkiye’de Hukuk Sistemi ve Geleceği hakkında ifadeleri ile yazı dizimizde sona yaklaşmış bulunuyoruz. İfadelerinde, 2026 yılı başlangıcı vesilesiyle hukuk ve yargı alanında hem geçen senenin kısa bir muhasebesini yapmaya hem de önümüzdeki yıla dair öngörü ve önerilerimi paylaşmaya çalışacağım diyerek sözlerine devam ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı. Günümüzde Türkiye’sinde, Adalet mekanizmasındaki tıkanıklıklar, toplumun önce yargıya ardından kaçınılmaz olarak devlete olan güvenini sarsarak, hukuk düzeninde telafi güç yaralar açabilir diyorum. Şüphesiz böyle bir durumda da , ne sosyo-ekonomik refahtan ne de kamu güvenliğinden söz edilebilir konuma gelinebilir. Nihayetin’de, bu durum devlet için beka tehdidine dönüşebilir.
Gelelim Hukuk alanında Mevzuatların Durumu sorusuna? 2025 yılı sonu ve 2026 yılı başında, “Mevzuat tarafında temel yasalar neredeyse tamamen yenilenmiş; hedef süre, adli kontrol, e-duruşma, e-tebligat, uzlaşma ve arabuluculuk gibi yenilikçi kurumlar ceza ve hukuk yargısına entegre edilmiştir. İşte 4. Strateji Belgesi de bu perspektifin devamı niteliğindedir. 2025-2029 yılları arasında hayat geçirilmesi planlanan 45 hedeften müteşekkil Belge; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki güvenlik, yargının etkinliği, güven ve memnuniyet, teknoloji destekli adalet ve mesleki yetkinlik şeklinde altı tema temelinde hazırlandı. Ceza ve İnfazda Yeni Dönem İşte 10. Yargı Paketi, 2005 ceza hukuku reformundan sonra belki de bu konuya en ciddi eğilen düzenlemedir. Paketle, caydırıcılığı sağlamak için (iki yılın altında hapis cezası alanlar başta olmak üzere) hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılmak için koşullu salıverilme tarihine kadarki sürenin onda birini fiilen ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı getirildi. Bu sayede “cezaevine girmeden tahliye olma” gibi toplumsal infiale yol açan uygulamaların önüne geçilmesi hedeflendi. Ayrıca infaz dışında bazı suçların cezalarında da artışa gidildi. Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme suçunda cezanın alt sınırı üç aydan dört aya yükseltildi. Alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullananlara verilecek hapis cezasının alt sınırı ise üç aydan altı aya çıkarıldı. Benzer şekilde kasten yaralama ve tehdit suçları ile suça teşebbüs hallerinde de ceza artışlarına gidildi.
7571 sayılı Kanunla yasalaşan 11. Yargı Paketi ise örgütlü suçlarda ceza artışına giderken ve çocukların örgüt suçlarında kullanılması halinde örgüt yöneticisine verilecek cezayı %100 oranında artırdı. Trafikte yol kesme olarak bilinen ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçu içinse üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Taksirle yaralama ve güveni kötüye kullanma suçlarında da ceza artışları yaşandı.
Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Yeni Anayasa Fırsatı Yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026 yılı içerisinde, yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır. Küresel anlamda insan hakları ve demokrasideki gerileme dalgasına bir ümitsizlik yaratmamalı; ulusal güvenliğin tesisi ve hukuk devleti yarışan değil birbirini tamamlayan öncelikler olarak görülmelidir. Kuşkusuz hukuki güvenlik, güçlü devletin ve milli güvenliğin yapı taşıdır.
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.
Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.
Yaşadıkça keşfedilen, keşfettikçe aşık olunan Kent…Dünya tarihinde yerini almayı başarabilen,kıtalara hükmeden medeniyetlerin beşiği, kültürlerin, uygarlıkların, kıtaların buluşma noktası .Dünyanın en güzel şehri olma sebeplerinden birisi de doğanın sunduğu güzelliklerin insan elinden çıkan muhteşem sanat eserleri ile birleştirilmiş olması sebebi ile Metropol şehrimiz İstanbul
“İyi ki Varsın” yazı dizimizde başarıdan başarıya koşan, her başarısı ödüllerle taçlandırılan bir iş insanı Derya Özgören’ e yer verdik. Yukarıda bahse konu ettiğim Anadolu’nun en köklü yerleşim merkezi İstanbul’da dünyaya gelen, lise eğitimini Bedrettin Dalan’ın kurucusu olduğu İSTEK Özel Atanur Oğuz Lisesi“nde tamamladı. Üniversite eğitimini ise Türkiye’nin ilk özel üniversitesi olan, Cenajans’ın sahibi Nail Keçili’nin açtığı Akademi İstanbul Radyo Televizyon Bölümü“nde gerçekleştirdi. Burada Betül Mardin, İlber Ortaylı, Orhan Kural ve Emre Kınay gibi alanında uzman isimlerden eğitim aldı.
Daha öğrencilik yıllarında medya dünyasına adım atan Özgören, Kanal D“de çalışmaya başladı. İlker Yasin ekibinde spor servisinde yönetmen yardımcılığı ile başladığı kariyerine, “Alkışlar” programında yönetmen yardımcısı ve muhabir olarak devam etti.
Derya Özgören, medya ve iletişim dünyasında iz bırakan tecrübeleri, vizyoner projeleri ve güçlü iletişim becerileriyle tanınan bir isimdir. Eğitiminden kariyerine uzanan yolculuğu, sektördeki başarısının temel taşlarını oluşturmuştur.
Derya Özgören’nin PR uygulaması çalışmaların, aşağıda sayısız örneklemeler ve betimlemeler ile konu edeceğiz. İnsan davranışlarını anlamaya yönelik danışmanlık, ileride olabilecek eğilimleri analiz etmek ve sonuçlarını önceden tahmin etmek, kamuoyu, tutum ve beklentilere yönelik araştırmalar yapmak, doğru ve tam bilgi esasına dayanan iki yönlü iletişimi kurmak ve bunu devam ettirmeye çalışmak adına başarılı işlere imza atmıştır.
Basın Medya PR alanındaki çalışmalarının hepsinde, halkla ilişkiler programları planlamaları, çalışanlarla iş birliği yapması, Radyo ve televizyon programlarında konuşmacıların yer almaları esnasında, basın konferansları dahil, kamuoyu araştırması yapması, broşür, bülten ve rapor yazarları ve tüm halkla ilişkiler programlarını değerlendirmeleri yer almaktadır.
Derya Özgören’nin diğer en bilinen yetkinlik alanında Moda Direktörlüğü var.
Bu noktada kendisi de aynı zamanda seçici bir aktivist..
Derya Özgören
Ünlü stil danışmanları, oyuncular, müzisyenler ve influencer’lar gibi kamuoyunun gözü önünde olan isimlerin moda alanındaki, stil danışmanlığı vizyonuna da göz kırpmıştır. , sadece kıyafet seçmekle kalmayıp; aynı zamanda trendlerinin belirlenmesi, markalarla iş birliği yapması için sayısız çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Zümreler, Lisans yada Lisans üstü Eğitimlerini bitirmelerinin ardından, biraz sermaye ve çevre ilişkisi varsa hemen halkla ilişkiler firması kurmayı hedefliyor yada kuruyorlar. Bence yanlış bir duruş ve süreç örneği. PR’ın marka, kurumsal kimlik, pazarlama, reklam ve medyayı iyi bilen ehil insanlar tarafından yapılması gerekiyor. Ülkemizde yeni pazarlara ve dolayısıyla yeni markalara ihtiyaç var. Doğru kişiler sektörde olursa PR ülkemizde gelişir. Çünkü Türkiye’nin yeni markalara ve ülkemizin marka olmaya ihtiyacı var.” Diyerek sözleri ile sektöre farklı bir ivme kazandırıyor.
PR (halkla ilişkiler) konusunda toplumda bilgi kirliliği olduğunu ve PR’ın çoğunlukla basın danışmanlığı ve menajerlikle karıştırıldığını söyleyen Özgören; PR’ın marka iletişimi, kurumsal iletişim, kriz yönetimi ve medya iletişimini kapsayan çok geniş bir kavram olduğunu belirterek, basın danışmalığının marka iletişiminin bir alt unsuru olduğunu ifade ediyor.
Derya Özgören’in Başarı Sıralamasında oldukça PR elde ettiğini görmek mümkün.
İbrahim Tatlıses’in kurucusu olduğu İDOBAY Müzik şirketinde basın danışmanlığı görevini üstlendi. Burada Yıldız Tilbe, Ebru Yaşar, Mahmut Tuncer, Nuri Sesigüzel, Günel ve Harun Kolçak gibi ünlü isimlerle çalıştı.
Sonrasında Hülya Avşar’ın basın danışmanlığını yürüten Özgören, Vildan Atasever, Burçin Terzioğlu, Deniz Çakır, Tan Sağtürk, Burcu Güneş gibi pek çok sanatçı ve oyuncuya PR hizmeti sundu.
Hâlihazırda oyuncular Erdem Topuz, Atilay Uluışık, Işık Tolgay, psikoterapist Timur Harzadin ve Dr. Mert Gençoğlu gibi isimlerin basın ve PR işlerini yürütmektedir.
Derya Özgören, İki sene Önce Vatan Gazetesinde Moda köşe Yazarlığı yaptı. Su anda da Breaking News Türkiye’de Moda Direktörü ve köşe Yazarlığına devam etmektedir.
Medya alanındaki derin birikimi, özgün projeleri ve çözüm odaklı yaklaşımıyla tanınan Derya Özgören, aynı zamanda enerjisi ve pozitif duruşuyla da sektörde farklı bir yere sahiptir. Başarılarla dolu kariyeri ve vizyonu sayesinde, gelecekte de adından sıkça söz ettirecek önemli bir isimdir.
Basın PR Danışmanlığı Uzmanlık alanında;
Burcu Güneş ,Soner Arıca, Uğur Işılak,-İsmail Yk, Yurtseven Kardeşler,Bulut Aras,Özlem Ay, Ersoy Dinç, Çiğdem Savaş, Nurseli İdiz, Ece Gürsel, Seçkin Piriler, Şenay Akay, Canan Mutluer,Şebnem Schaffer, Hande Subaşı, Fatma Yaman, Irmak Atuk, Ebru Güzel, Sevil Uyar, Simge Tertemiz, Başak Emre, Berrak Deniz, Yelda Kara, Tuğba Melis Türk, Buket Açikgöz, Irmak Gökçenoglu ,Mavi Akustik Müzik Grubu gibi ünlü isimleri görmek mümkün
Kadın Kadının Düşmanıdır Çiğdem Savaş &Erkan Eken&Derya Özgoren projesi yanı sıra ,Lerzan Mutlu Basın Danışmanlığı ve Menajerlik, Cine5 Gündüz ve Gece Program ,Atv Gündüz kuşağı Program ,Show Tv Gündüz kuşağı Program, Fox Tv Gündüz kuşağı Programlarında ismini sıkça duyduğumuz isim olmayı başarmıştır.
Enerji Petrol Medya Grup olarak … Her daim, başarılı girişimcilik hikayeleri tesadüf değildir ve bazı ortak noktalar taşır demekteyiz. Sektörel bazda pazardaki eksikleri ve ihtiyaçları iyi gözlemleyerek, yaratıcı ve kullanışlı çözümler sunan kişiler ya da kurumlar başarıyı yakalamaktadır. Bizce hem medya hem de Moda alanında gösterdiği başarılı girişimleri ile hem Ülkemiz medyasının hem de Avrupa’daki birçok ülkenin göz bebeği.
Son zamanlarda herkesi etkileyen bir kavram olarak çok daha sık duyduğumuz PR ve Medya alanındaki girişimcilik çalışmaları Yapay zeka ve teknoloji ile birlikte hız kazanmıştır. Başarılı kadın girişimciler medyada yeterince yer almamakta ve tanınmamaktadır. Kadınların başarı hikayeleri daha çok topluma sunulmalı, bizler gibi , medya kuruluşları bu konuda sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmeli kadın girişimciliğini desteklemelidir.
Derya Özgören’nin muhteşem dehası, yardımsever ve hoşgörülü, olaylara her daim iyimser bakışı, ülkemizde ve Dünya da Medya alanındaki yatırıma ışık olması, istihdamın, kaynakların, iş gücünün ve özgür basının önünü açıyor. Bizler de bu başarılarının devamlılığını dileyerek enerji medyası olarak;
Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.
Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.
Geçmiş tarihinde, çok sayıda devlete başkentlik yapmış, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin kültür ve siyasi başkenti… Fatih Sultan Mehmed’in fethi ile bir çağın kapanıp yeni bir çağa adım atan, kıtaları birbirlerine bağlayan, medeniyetlerin başkenti… Boğazı ve tarihi zenginlikleriyle her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği… Şairin deyimiyle, ‘lütfu da hoş, kahrı da hoş’ diyerek bahsettiği şehirde hem yaşayan hem de ziyarete gelen için aynı anda hem gurbet ve dahası vuslat olup, yaşanan dramları, trajedileri dahi onulmaz bir aşka, kopması imkânsız bir tutkuya dönüştüren sanayi, kültür ve medeniyetler şehri; Metropol İSTANBUL…
“İyi ki Varsın” yazı dizimizde bilişim, teknoloji, turizm, enerji, moda, sanat ve sivil toplumun lider insanlarını kaleme almıştım. Bu bölümde Aslen Giresun’lu olup 1983 yılında İstanbul’da dünyaya gelen 2 çocuk Annesi, kurumsallaşma sürecini yönlendiren, yönetimde profesyonel kadrolarla çalışmanın hazzını yaşayan, kaynağı insan ve emlak sektörü olan birimin yönetici insanı Sibel Soytürk Pekcan’a yer verdim.
Siyasal bilimler ve uluslararası ilişkiler mezunu olan Kadın Girişimcimiz,
11 yıl bankacılık sektöründe ( dış ticaret bölümünde ) çalıştı . Evlilik sonrası Sektörden ayrılma kararı aldı. Bu ayrılık yaklaşık 3 yıl sürdü. İş yaşamına devam kararı almasının ardından Dijital Baskı merkezi kurdu ve sektör bileşenlerinin devamlılığı ile emlak sektörüne girdi. Şuan da aktif olarak ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD STİ nin brokerlığını yapıyor.
ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ’nde gelinen noktada gayet başarılı işlere imza atılmaktadır. Kurucusu olduğu ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ , Gayrimenkul ve Yatırım Danışmanlığı markasıyla İstanbul’un prestijli bölgelerinde, sadece konut satışlarıyla değil, stratejik arsa temini ve profesyonel satış ofisi yönetimiyle de sektöre yenilikçi bir soluk getiriyor.. Güven ve şeffaflık ilkeleri üzerine kurulu bir yatırım platformu olarak, yatırımcıların doğru karar almasına rehberlik ediyor.
Kadın liderliğinin gücünü iş dünyasında somutlaştıran Sibel Soytürk Pekcan,erkek egemen bir sektörde örnek bir başarı hikâyesi yazıyor. Genç kadın girişimcilere ilham veren yaklaşımıyla, cesaret, disiplin ve vizyonun bir araya geldiğinde başarının sınır tanımadığını gösteriyor. Gayrimenkulün özü aslında hayata dokunmaktır. Bir evi satmak ya da almak, tek başına bir işlem değil; bir hayat kurma yolculuğudur. Bu yüzden benim için en temel değerler güven, samimiyet ve doğru yönlendirme. İnsanların geleceğine dokunurken, onların hayallerini ve ihtiyaçlarını da düşünmek zorundasınız. İşte bizim vizyonumuz da tam buradan doğuyor: Her ev bir yaşam, her yatırım bir gelecek demek.
Bir kadın girişimci olarak benim için ayrıca önemli olan bir değer de etik duruş. Disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla hareket ederek hem yatırımcıya hem sektöre güçlü bir rol model olmayı istedim. İşte bu nedenle Danışmanlık hizmetleri , sadece bir marka değil; yatırımcı için güvenilir bir yol arkadaşı ve İstanbul için geleceği şekillendiren bir vizyon haline geldi. Diyor.
Başarılarından övgü ile söz ettiğim Sibel Soytürk Pekcan’nın sektöründe ve sivil toplum alanında, iş dünyasının kalkınmasına yaptığı hizmetler ile ülkesine olan sevgisi, vizyoner yapılanmasında, görülmedik düzeyde geleceğe odaklanmış ve gelecek adına birçok ilklere imza atmış olması, geniş bir vizyonu olan, sıra dışı, kendisini milletinin hizmetkârı olarak gören duruşu, bunun yanı sıra yardımsever kişiliği ve sektörüne yapmış olduğu sonsuz desteklerden dolayı “
İyi ki Varsın Sibel Soytürk Pekcan diyorum Levent Kandemir
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.