Connect with us

DÜNYA

“1960 darbesi, aradan geçen 60 yılı aşkın süreye rağmen milletimizin kalbinde hâlâ kanayan bir yaradır”

Avatar

Published

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Türkiye’ye siyasi, sosyal ve ekonomik bakımdan ağır bedeller ödeten darbeler silsilesinin ilki olan 1960 darbesi, aradan geçen 60 yılı aşkın süreye rağmen milletimizin kalbinde hâlâ kanayan bir yaradır” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda gerçekleştirilen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu.

“MİLLÎ İRADENİN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TESİS ETME MÜCADELESİNİN ÖNÜ SÜREKLİ DARBELERLE KESİLMEYE ÇALIŞILMIŞTIR”

“Eski adıyla Yassıada’ya, milletimizin verdiği ismiyle ‘yaslı ada’ya, bizim dönüştürdüğümüz hâliyle Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na hoşgeldiniz” diyerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yassıada’nın önce “yaslı ada”ya ardından da Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na dönüşme sürecinin, aynı zamanda Türkiye’nin son 60 senelik siyasi tarihinin de bir özeti olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, genel merkez tarafından hazırlanan ve katılımcılara dağıtılan broşürde Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçiş tecrübesini ve bu süreçte yaşanan dönüm noktalarının yer aldığını kaydetti.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile başlayan, Serbest Fırka ile süren, Demokrat Parti ile sonuca ulaşan millî iradenin üstünlüğünü tesis etme mücadelesinin önünün, sürekli darbelerle kesilmeye çalışıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’ye siyasi, sosyal ve ekonomik bakımdan ağır bedeller ödeten darbeler silsilesinin ilki olan 1960 darbesi, aradan geçen 60 yılı aşkın süreye rağmen milletimizin kalbinde hâlâ kanayan bir yaradır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi darbenin eşiğine getiren zihniyetin varlığını hâlen devam ettirdiğini görmenin de ayrıca bir üzüntü kaynağı olduğunu dile getirerek şöyle devam etti: “Darbeden birkaç hafta önce Menderes’e gönderilen muhtıra mahiyetindeki mektupta ifade edilen görüşler ve kullanılan üslup ile 1971 muhtırasında, 1980 darbesi öncesinde, 28 Şubat 1997 muhtırasında, 27 Nisan 2007 bildirisinde hatta son emekli amiraller açıklamasında sergilenen yaklaşım hep aynıdır. Merkez aynı değişen bir şey yok. Sadece darbeciler ve muhtıracılar değil, onları teşvik eden, tahrik eden, onlarla kol kola yürüyen siyasetçi profili de aynı şekilde varlığını sürdürmektedir. Bunlarla beraber monşerler de var. Hep birlikte çalıştılar, aynı merkezden yönetildiler. Bu zihniyet, her dönemde gücü millî irade yerine darbecilerden almayı tercih etmiş, iktidarı sandıkta değil, silahların, darağaçlarının gölgesinde elde etmenin peşinde koşmuştur. Bu zihniyet, ülkeyi demokratik yollarla kazandığı meşru iktidarla değil, vesayet araçlarıyla yönetmeyi özellikle çalışmayı alışkanlık hâline getirmiştir. Bunlar sıkıştıkları her durumda ülkede kargaşa ve huzursuzluk çıkartarak darbecilere selam durmaya, darbeyi ima etmeye yönelmişlerdir. ‘CHP artı ordu eşittir darbe’ diye kurulan denklemin sahipleri, bu faşist zihniyetlerini pervasızca sergilemekten de çekinmemişlerdir. Namlı 27 Mayısçılar yıllar sonra yaptıkları açıklamalarda kendilerini CHP yöneticileriyle bu partinin desteğindeki dergi ve gazetelerin kışkırttığını açıkça ifade etmişlerdir.”

“DARBECİ ZİHNİYETİN PANZEHRİ MİLLÎ İRADENİN GÜÇLENMESİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin “Millî Şef” diyerek yere göğe sığdıramadığı İsmet İnönü’nün 27 Mayıs darbesinin hemen öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı, “Buraya gelirken dışarıda Meclis binasını kuşatmış bir tabur asker gördüm. Başlarında genç bir binbaşı vardı. Sizler benden korkuyorsunuz, ama dışarıya getirdiğiniz askerlere kumanda eden binbaşıdan da korkuyorsunuz. Korktuğunuzu, ona güvenmediğinizi ispat etmek için size şöyle bir teklifim var: Çağırın binbaşı, beni alıp götürmesini söyleyin, bakalım emrinize itaat edecek mi? Size bunun aksi bir teklifim de var; binbaşıyı ben çağırayım ve Meclis’i feshettireyim, bunu ister misiniz? İhtilal olacak ve siz bundan kurtulamayacaksınız” konuşmasını anımsattı.

Bu üslubu yıllardır CHP’nin nice yöneticilerinden duymaya devam ettiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatırlarsanız, 28 Şubat muhtırasına bizim tespitlerimiz de farklı değil diyen, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz diyen dönemin CHP yöneticileri darbecilerden daha büyük bir şevkle sahip çıkmışlardır. AK Parti’ye Meclis’te cumhurbaşkanı seçtirmemek için ‘sakın ha’ naraları atanlar, güya miting adı altında orta oyunu sergileyenler, brifinglerde ip gibi sıraya geçenler de yine bunlardı” ifadelerini kullandı.

Çeşitli çevreler tarafından darbe imasıyla yürütülen tüm kirli girişimlerin CHP yönetimi tarafından desteklendiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “CHP temsilcileri darbe güzellemesi yaparken her yakalandıklarında ise yapay gündem diyerek işin içinden sıyrılmaya kalkmışlardır. Ama şunu bilmiyorlar: Biz bu yola çıkarken kefenimizi giyerek çıktık, onlar bunun farkında değiller. Çünkü biz şunu da biliyorduk: Her nefis ölümü tadacaktır, akıbetimiz bu, bundan kaçmak yok. Öyleyse biz ölümü korkutanlardan olacağız ve bu yola da böyle devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

“Milletin değerlerine husumet, demokrasiye ve millî iradeye güvensizlik, darbecilik, ülke düşmanlarıyla kol kola yürüme hastalığı CHP yöneticilerinin âdeta genlerine işlemiştir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Darbeci zihniyetin panzehri millî iradenin güçlenmesidir. Tarihimizin en büyük yönetim reformlarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’yle bu doğrultuda önemli bir adım attık. Ama çok rahatsız oldular. İnşallah yeni ve sivil anayasa ile bu adımı kalıcı hâle getirerek ülkemizi demokraside en üst lige çıkartacağız. Hem Cumhurbaşkanlığı hem AK Parti olarak bu konudaki çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz. Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız MHP, Büyük Birlik Partisi hepsi bu çalışmayı sürdürüyor. MHP’den bu çalışmayla ilgili neticeyi Sayın Genel Başkan’dan aldım. Ortağımız MHP kendi taslağını bize böylece sunmuş oldu. Diğer partilerin de bu yönde hazırlıkları olduğunu biliyoruz, bizim çalışmamızda bitti. Aynı şekilde biz de kendilerine bunu sunacağız. İnşallah yılsonuna doğru tüm bu metinleri bir araya getirerek kapsamlı bir şekilde değerlendirecek ve ortak bir teklif hâline dönüştürmenin yollarını arayacağız. Amacımız Meclis’teki tüm partilerin yeni ve sivil anayasa çalışmalarına yapıcı, etkin, samimi destek vermeleridir. Şayet böyle geniş bir uzlaşmayla yeni anayasayı Meclis’te kabul ettirip, milletimizin takdirine sunabilirsek çok çok güzel olacaktır. Arzu ettiğimiz şekilde bir uzlaşma zemini oluşmazsa Cumhur İttifakı olarak bizi destekleyen diğer partilerle birlikte kendi hazırlığımızı milletimizin takdirine sunmakta kararlıyız.”

“ÜLKEMİZDE NE ZAMAN DEMOKRASİ GÜÇLENMİŞSE TÜRKİYE BÜYÜMÜŞ, VATANDAŞLARIMIZ HİZMETLE TANIŞMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbeciler ve onların cesaret kaynağı olan darbeci siyasi zihniyetlerin kendi hırsları uğruna ülkeyi ateşe vermekten, Türkiye’nin demokrasisini ve kalkınmasını baltalamaktan da çekinmediğini belirterek, “Ülkemizde ne zaman demokrasi güçlenmişse, millî iradenin üstünlüğü ilkesiyle siyaset biçimlenmişse Türkiye kalkınmış, büyümüş, gelişmiş, vatandaşlarımız eserle ve hizmetle tanışmıştır. Darbe ve vesayet dönemlerinde ise bu süreç kesintiye uğramış, halkımız yoksullaşmış, hizmetler ihmal edilmiş, yatırımlar yavaşlamıştır, ülke gerilemiştir” dedi.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki kalkınma hamleleri ve heyecanlarının tek parti döneminde mevcut fabrikaların kapatılmasından, girişimcilerin önlerinin kesilmesine uzanan bir hüsrana dönüştüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi gelecekte çok farklı bir lige çıkartacak olan uçak, otomobil, dizel motor üretimi, yer altı kaynaklarının keşfi ve değerlendirilmesi, üretime ve ihracata dayalı ekonominin kurulması gibi atılımların hep CHP zihniyeti ve onun ikizi olan darbeciler tarafından akamete uğratıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1946 seçimlerinin hemen ardından Türkiye ilk defa gerçek manada bir demokrasi ve kalkınma iklimine girdiğini, oluşan özgürlük havasıyla ülkenin dört bir yanında altyapı yatırımlarının başladığını aktardı.

“TÜRKİYE’NİN YERLİ VE MİLLÎ NE KADAR PROJESİ VARSA HEPSİ HEDEFE KONULARAK SALDIRIYA MARUZ BIRAKILMAKTADIR”

“AK Parti tıpkı Demokrat Parti gibi milletimizin büyük teveccühüyle iş başına geldiğinde hemen demokrasi ve kalkınma atılımını kaldığı yerden yeniden başlatmıştır” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İşte bugün neredeyiz? Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ndayız. CHP zihniyeti işte buradan İmralı’ya idam fezlekesi hazırladı onu icra etti Menderes’in iki arkadaşıyla beraber. Biz ise işte şimdi bu Ada’da demokrasi ve özgürlükler çağrısını yapıyoruz, farkımız bu. Bu CHP zihniyetinin, yandaşlarının bunların özgürlükle, bunların demokrasiyle yakından, uzaktan alakası yoktur. Hür ve demokrasinin egemen olduğu bir Türkiye’den bunların alakası yoktur. Bunları en çok ürküten zaten odur. Geçtiğimiz 19 yılda Türkiye’yi hem demokraside hem özgürlüklerde hem kalkınmada Cumhuriyet tarihinin tamamında yapılanların fersah fersah ilerisine taşıyan AK Parti tabii olarak bu zihniyetin tüm husumetini üzerinde toplamıştır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “CHP yönetimlerinin en başından beri bize karşı yürüttükleri muhalefet üslubuna bakın hiç birinde eser ve hizmet siyasetine rastlayamazsınız. Bu kafa belgeleriyle, bilgileriyle, izahatlarıyla yalan olduğu defalarca ispatlanmış iddiaları sürekli gündeme getirmenin adına ne demiştir? Siyaset. Geçmişte kartvizitle memur alındığında sözlü talimatla ihale verildiğine kadar nice yalanı bu şekilde ardı ardına sıralamışlardır. Son dönemde yalan ve iftira konusunda vitesi yükselttiler. Man Adası’ndan Tank Palet Fabrikası’na, 128 milyar dolardan son günlerdeki iddialara kadar bir dizi konuda yalanları sürekli tekrar etme stratejisi izlenmektedir. Türkiye’nin yerli ve millî ne kadar projesi varsa hepsi de hedefe konularak saldırıya maruz bırakılmaktadır. CHP yönetiminin ve şürekâsının muhalefet stratejisini Aleksandr Soljenitsin formülüyle ifade edecek olursak biz onların yalan söylediklerini biliyoruz. Onlar kendilerinin yalan söylediklerini biliyorlar. Bizim onların yalan söylediklerini bildiğimizi de biliyorlar. Biz onların yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini de biliyoruz, ama onlar hâlâ yalan söylemeyi sürdürüyor. Ne yaptım ben? CHP’nin tanımını yaptım. Çünkü bunların siyaset adına heybelerinde başka hiçbir malzeme yok. Çünkü eser ve hizmet siyasetinde bizimle rekabet edebilecekleri hiçbir projeleri, hiçbir çalışmaları, hiçbir hazırlıkları da yok. Çünkü yalan ve iftarı siyaseti değerli kardeşlerim, en kolay iştir. Akşam otur bir grup partili ve ajans mensubuyla yalanları senaryolaştır, ertesi gün de çık kürsüden bunları tekrar et.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gara’da 13 sivil vatandaşın şehit verilmesinin ardından Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na giderek konuyu tüm boyutlarıyla anlattığını hatırlatarak, “CHP Genel Başkanı, bu görüşmeden dakikalar sonra grup kürsüsüne çıktı ve sanki kendisine biraz önce hiçbir bilgi verilmemiş gibi akşamdan kararlaştırılan yalanları bir bir sıraladı; ya bunlar bu. Niye? Çünkü o şekilde kodlanmıştı. Çünkü zihinde hakikatlere yer yoktu. Çünkü kendisine verilen misyon buydu. Kendi genel başkanını da böyle aldatmadı mı? Ben aday değilim dedi, ertesi sabah aday oldu. Sayın Baykal’la olan devir teslimleri de bunların böyle tecelli etti. Bunları iyi tanımak lazım, iyi tanımamız lazım. Bunların oyununa gelmemek gerekir. Tam da bunları yapsın diye siyasi tarihimizin en utanç verici kumpasıyla CHP Genel Başkanlığı koltuğuna bu şekilde oturtulmuştu. Dışarıdan bir merkezden bu iş yönetiliyor” dedi.

“YENİ BAŞARILARA İMZA ATMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı diye adlandırılan oluşumu kimi gizli, kimi açık ortaklarıyla bir arada tutmak için kirli pazarlıklar içinde kıvrandığını, bölücü örgütün uzantılarıyla bakanlık pazarlığına tutuştuğunu anlatarak, “Maalesef bir deniz albayının, bu milletin ordusunda deniz albayı olarak görev yapmış olan bir zatın bu PKK terör örgütüyle iltisaklı olanlara nasıl bakanlık verileceğini, verilmesinin de normal olduğunu anlatmasından daha büyük bir zillet olabilir mi, olabilir mi? Ya sen bu ülkenin ordusunda Deniz Kuvvetlerinde albay olarak görev yapacaksın ve ondan sonra da gelip böyle rahat rahat, ne olacak, normaldir, milletvekili, tabii ki onlar da burada bir bakanlık görevi alabilir diyeceksin. Bu mesele karakter meselesidir, eğer karakterde bir sıkıntı varsa, cibilliyette bir sıkıntı varsa, ona bir Türk milletinin evladı olarak zaten bir şey diyemem” diye konuştu.

“Faşistliğiyle, yatırım düşmanlığıyla, beceriksizliğiyle, arsızlığıyla, hırsızlığıyla, terör örgütleri ve suç çeteleriyle aynı kulvarda yürüyüşüyle, ülkesini yabancılara şikâyet etme hastalığıyla CHP apaçık ortadadır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “AK Parti olarak bize düşen, 19 yıllık müktesebatımızdan aldığımız güçle yeni başarılar için durmak yok yola devam diyerek işimize bakmaktır. Geçtiğimiz grup toplantısında da ifade ettiğim gibi, AK Parti olarak dün vesayete karşı nasıl mücadele ettiysek, siyaset ve toplum mühendislerine nasıl meydanı bırakmadıysak, uluslararası alanda ülkemizin başını nasıl dik tuttuysak, Türkiye’nin 81 vilayetinin her karşını nasıl eserlerimizle ve hizmetlerimizle donattıysak, terör örgütlerinin tamamının başını nasıl ezdiysek, demokrasiyi ve özgürlükleri nasıl gözümüz gibi koruyup geliştirdiysek, milletimizin her bir ferdinin hakkını, hukukunu, geleceğini nasıl gözettiysek, inşallah yarın da aynı şekilde halkımızın emrinde çalışmayı, mücadele etmeyi, yeni başarılara imza atmayı sürdüreceğiz.”

“YILLARDIR HAZIRLIKLARINI YAPTIĞIMIZ PEK ÇOK PROJEYİ VE YATIRIMI 2023’E KADAR MİLLETİMİZİN HİZMETİNE SUNACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomide bu yılla birlikte ciddi bir toparlanma beklediğini belirterek Türkiye’nin son yıllarda petrol ve doğal gaz aramacılığında önemli bir ivme yakaladığı müjdesini verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karadeniz’de bulduğumuz 405 milyar metreküplük doğal gazın ardından kara alanlarında sürdüğümüz çalışmaların da sonuçlarını almaya başladık. Açılan yeni kuyular yanında, daha önce petrol yok diye üzerine beton dökülen kuyulardan da petrol üretmeye başladık. Sadece son bir ayda üç yeni kuyuda petrol keşfettik. Diyarbakır’da bulunduk Akoba-1 ve Yenişehir-1 kuyularıyla Kırklareli’ndeki Misinli-2 kuyularımızla günlük üretimimize 6 bin 800 varil ilave sağladık. Türkiye Petrolleri’nin 2021 yılı yurt içi günlük üretim ortalaması son üç keşfimizle birlikte 61 bin varilin üzerine çıkmıştır” bilgisini paylaştı.

Doğal gazın vatandaşların hizmetine sunulması için şebeke genişletme yatırımlarını da sürdürdüklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğal gaz iletim ve dağıtım şebekelerinin uzunluğunu 46 milyar liranın üzerinde bir yatırımla 174 bin kilometreye ulaştırdıklarını, doğal gaz abone sayısının da 17 milyona, doğal gazı aktif kullanan nüfusu da 55 milyona çıkardıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen her alanda yeni müjdeler hazırlığı içinde olduklarına işaret ederek, “Yıllardır hazırlıklarını yaptığımız pek çok atılımı, pek çok projeyi, pek çok yatırımı 2023’e kadar birer birer milletimizin hizmetine sunacağız” dedi.

“ÜLKEMİZİ HEDEF ALAN SALDIRILARA VERECEĞİMİZ EN GÜZEL CEVAP ÜLKEMİZE DAHA BÜYÜK HİZMETLER KAZANDIRMAK OLACAKTIR”

AK Parti İl Teşkilatlarından da bugünden başlayarak Haziran 2023’e kadar olan süreci gün gün planlamalarını, vatandaşların tamamının gönlüne dokunacak faaliyetler belirlemelerini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizi ve partimizi hedef alan saldırılara vereceğimiz en güzel cevap; milletimizle daha sıkı şekilde kucaklaşmak, ülkemize daha büyük hizmetler kazandırmak olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, merhum Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşları ile Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve kalkınma mücadelesine katkı veren herkesi şükranla yâd ettiğini belirterek, “Türkiye’nin huzuru ve güvenliği, devletimizin bekası yolunda gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın Taksim Camii’nin açılışını gerçekleştireceklerini bildirerek, “Yıllar yılı çocukluğumdan itibaren bilirim, yapamazsınız, edemezsiniz derlerdi. Orada şöyle kıytırık bir köşede, âdeta çöp depolama merkezi gibi yerde maalesef Müslümanlar Cumasını kılardı. Ama Rabbim bunu da yine bizlere nasip etti, sağ olsun hayırsever bir kardeşimiz, Sur Yapı burayı kendileri inşa ettiler ve şu anda her şeyiyle bitti” açıklamasında bulundu.

DÜNYA

Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Beyhan Karabulut Öztamahkar

Avatar

Published

on

By

05 Mart 2026 tarihli Türk İş dünyası Haber gazetemizde İyi ki varsın isimli yazı dizimizin konuğu olan; Teknoloji, bilişim, sanayi, ticaret ve ülke ekonomisinde girişimci ruhunun ötesinde, bir o kadar başarılarını anlatılmakla bitiremeyeceğimiz, Malatya’da başlayan bir hayat yolculuğu… Aktuerya tazminat hukuk alanında uzman ismimiz Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın ; Azim, kararlılık ve girişimcilik ruhuyla büyüyen bir başarı hikâyesinin adıdır. “Dünden Bugüne Yarından Geleceği ‘nde ağırlamak bizler adına onur kaynağı oldu.
Yaşadığımız sürece bize pek çok imkan sunulur. Hayat, “işte fırsat sana. Düşün, aklını kullan ve girişimde bulun. Çalış, çabala yeni imkanların yolunu bul,” der. Biz bu imkanların farkına varıp, üzerinde düşünüp, ilk adımı atmaz isek, fırsat uçup gider.

“Dün” tecrübedir ve “Bugün” dünün öğrencisidir. Eğer dünden doğru ders almışsak, bugün yeni bir bilgi ve tecrübe edinmiş oluruz. Dünü silemezsin, yarını yazabilirsin, bugün ise fırsattır, kullan!..

Unutmamalıyız, dünya üç gündür; dün, bugün, yarın…Bu Cenabın bizlere lütfu olup, istinasız bizlere sunulan bir hediyedir. Çoğunlukla bunun değerini bilmeyiz. Aldığımız nefesin, içtiğimiz suyun, yaşadığımız doğanın değerini bilmediğimiz, unuttuğumuz gibi… Her bir dakika, her bir saat bizim için, insanlık için, dünya için iyi, doğru ve yararlı işler yapma, üretme, yenilikler bulma fırsatıdır. İnsanlık için ter döken hem kendi geleceğini hem insanlığın geleceğini aydınlatır.

Beyhan Karabulut Öztamahkar, Dünü anlatırken o kadar güzel ifadeleri ile bir o kadar da Hukuk alanında Bilinmesi gerekli süreçler adına sektöre ışık tutuyor.
Örneğin, Trafik kazaları iş kazaları gemi kazaları ve destekten yoksun kalma tazminatların önemi hakkında sayısız davalara girdiğini ifade ediyor.

11 Mayıs 2013’te Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı. Saldırıda 53 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. Hatay-Reyhanlı olayda, bedensel zararlar sakatlanma ve vefat ödemesi hesaplamaları ve tüm hukuki sürecin takini alanında sürecin takip edilmesi birde Tütün Çiftliğinde,Gemi tanker patlaması sonrasında 9 kişinin vefatı sonrası, bedensel zararları ve hak arayışları dava sürecinin takibi ve sonuçlandırılması davaları ….

Dünden Bugüne Hukuk kavramını Dün olarak biraz irdelemek istedik.
Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır? Bu soru evvelden beri farklı toplumda farklı kişiler tarafından düşünülmüş ve tartışılmıştır.
Ülkemiz anayasacılık tarihi ise hakim görüşe göre 1808 Sened-i İttifak ile başlamakla birlikte, farklı belgeleri esas alan görüşlerin de bulunduğunu söylemek gerekir. Devam eden yıllarda Islahat ve Tanzimat Fermanları yayınlanmış ve bu sürecin sonunda 1876 Kanun-ı Esasi ile Türk tarihinin ilk müstakil anayasa metni ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti, 1908 yılında bu metinlerde esaslı değişiklikler yapmış, ancak daha sonra yeni bir anayasa yapmaya muvaffak olamamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 1921, 1924, 1960 ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasaları yapılmıştır. Bu metinlerde özellikle saltanat ile hilafetin kaldırılması, inkılap kanunları ve bunların anayasaya eklenmesi; önceki metinlere nazaran anayasaya eklenen laiklik ilkesi dikkat çekici unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ilke, o gün itibarıyla gelinen toplumsal durumu yansıtmaktadır. Aynı zamanda birçok anayasanın hem askıya alınma hem de var olma sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.

İnsanlık tarihinin kırılma noktaları olan dünya savaşlarından anayasalara da nasibini almıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan iklimde, hukukun üstünlüğünü oldukça kısıtlayan ve genelde tek adamların hakim olduğu hukuk sistemleri ortaya çıkmıştır. Nihayetinde bu sürecin sonu II. Dünya Savaşı’na ulaşmış ve insanlık daha önce görmediği soykırım ve eziyetlerle karşı karşıya kalmıştır.
Savaş sürecinde yaşananlardan sonra insanlar hukukla birlikte hukukun üstünlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamışlardır. Hukukun üstünlüğü, mevcut sistem içinde en güçlünün her zaman hukuk olması ve herkesin hukuk karşısında eşit olması sonucunu doğurur. Bu da bir toplumda adaletin var olabilmesinin temel şartıdır.
Bütün bu yaşanan olaylardan elde edilen tecrübelerin ışığında insanlık, belki biraz da mecburiyetten, çözümü demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını merkeze alan anayasalarda bulmuştur. Özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ilanı ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kurulmasıyla bu kavramlar özelinde o günden bugüne ciddi ilerleme kaydedildiği görülmektedir.

Güçlü devletlerde ortaya çıkan bu ve ilgili diğer kavramların zamanla bu devletlerin daha fazla gelişip güçlenmesine imkân sağladığı ve bu yönüyle hem topluma hem de devletlere doğrudan etki ettiği görülmektedir. Tabi ki bu gelişim süreci, hakim güçlerin zulümlerine tamamen engel olmamış, dünyanın farklı yer ve tarihlerinde zulüm ve eziyetler yaşanmış, yaşanmaya devam etmektedir.

1990’lı yıllarda ülkemize hem madden hem manen yakın coğrafyalarda yaşanan Hocalı Katliamı ve Srebrenitsa Soykırımı bugün hafızalarda tazeliğini ve yüreklerde acısını korumaktadır. Keza yine Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı birçok yerinde; uluslararası hukuku görmezden gelen ve insan haklarını ihlal eden fiiller ve uygulamalar uzun yıllardır devam etmektedir.

Tabi ki böyle kısa bir çalışmada girişte sorulan soruyu tam anlamıyla cevaplamak pek mümkün değildir. Bununla birlikte tarihi süreç incelendiğinde hukuk ve toplum arasındaki sıkı ilişki net şekilde ortaya çıkmaktadır. Bazı dönemlerde hukuk aracılığıyla toplum baskı altına alınmış, hatta zaman zaman hukukun varoluş amacı bu baskı oluşturmuştur. Bazı dönemlerde ise hukukun kaynağı belirli kişi veya gruplar olmuş; ortaya çıkan hukuk bu kişilerin iktidarını korumayı amaçlamıştır.

Farklı zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde hukukun kaynağı din, uygulayıcıları ise din adamları olmuştur. Bu durum kimi zaman huzur ve mutluluk, kimi zaman da baskı ve eziyet doğurmuştur. Her dönem, zamanın akışı içinde bir şekilde sona ermiştir.
Bütün bu iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz tecrübelerden ortaya çıkan sonuç insanlık mirasını oluşturmakta ve bugünümüzü şekillendirmektedir. Bu miras incelendiğinde, bütün toplumların yaşadıkları her zor dönemden sonra ilgili dönemin hukuk kaynağı ile arasına mesafe koymakla birlikte; her zor dönemden sonra hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının önemini daha iyi görerek ve kavrayarak çıktıkları görülmektedir.

Her ne kadar anayasalar başta topluma bir sınır çiziyor gibi görünse de, devam eden süreçte uygulamalarla adalet, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar desteklenmediğinde toplumun bu sınırlara uymadığı ve değişim yoluna gittiği görülmektedir.

Yani “Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır?” sorusunu cevaplarken keskin ayrımlar yapmanın zor olduğu kanaatindeyim. Ancak her zaman çağın getirdiklerine uyum sağlayamayan, güncellenmemiş hukuk metinlerinin toplum nazarında geçerliliğini kaybettiği görülmektedir.
Bu durum bize, günümüzde hazırlanacak anayasal bir metinde gündelik siyasetin ihtiraslarından kaçınarak; evrensel değerlere uygun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan, aynı zamanda tarihten dersler çıkaran bir yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.


Türkiye Cumhuriyeti 1923 de Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında,
1920 – Adalet Bakanlığı’nın temeli atıldı
1925 – Danıştay, bağımsız bir mahkeme olarak kuruldu
1945 – Adliye Vekâleti’nin adı Adalet Bakanlığı oldu
1961 – Anayasa Mahkemesi kuruldu
1982 – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu
1984 – Adalet Bakanlığı bugünkü halini alması ile kronolojik sıralamasını tanımlanıyoruz.

Türk Hukuku’nun Bugününde Neler var ?
Türkiye’de hukuk alanının izlenmesinde disiplinler arası etkileşimden daha etkin yararlanılması ve iş birliğinin kurumsal olarak güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmemiz gerekiyor. Öztamahkar; hukuk izleme çalışmalarının sadece hukukun dar normatif boyutuyla sınırlı kalmayıp, sosyal bilimlerle kurulan bağ sayesinde daha kapsamlı bir politika analizine olanak sağladığını ifade ediyor.

2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.

Diğer yandan yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026’da yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.

Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.

Dünden Bugüne Hukuk kavramını anlatmaya betimlemeye gayret ettik.
Türk Hukuk sisteminin Geleceği konusunda gelinen noktada şu ifadelere yer vermek isterim.
Günümüz Türkiye’sinde;
Ülkemizde Hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerden (normlardan) aldığı kuşkusuzdur. Tüm bu işleyiş ve tutumlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar.

Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.
Hukuk devletinde yönetimin iş ve eylemlerine uygulanacak hukuk kurallarının şeffaf bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu hukuk normlarının normlar hiyerarşisine uygunluğu da önem taşımaktadır.

Alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerin hiyerarşisine aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da etkilemekte ve denetime esas kararlarda çoğu zaman normlar hiyerarşisinden sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Kanun, tüzük, yönetmelik veya adsız düzenleyici işlemlerle getirilen hükümlerin uygulanabilmesi için her bir düzenlemenin üst norma uygun olması gerekmektedir. Ortada bir hukuk normu bulunmasına rağmen, söz konusu hukuk normu hukuk aleminde var olmasına esas oluşturan bir üst hukuk normuna aykırı olması halinde Sayıştay tarafından yok kabul edilmekte ve yapılan idari iş ve eylemler hukuken kabul edilmemektedir.

Türk hukuk mevzuatında öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının sağlıklı işleyebilmesi için uygulayıcıların ve söz konusu uygulayıcıların iş ve eylemlerini yargısal açıdan veya hukukilik denetimi açısından denetleyen mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir. Konunun bütün yönleriyle bilinmesi, uygulamayı ve denetimi kolaylaştırmanın yanında Anayasa’nın 2’ inci maddesinde öngörülen devletin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesinin de hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın diğer bir özelliği olan Gastronomi alanında Başarılarından bahsetmeden geçemiyoruz. Sohbetimiz esnasında kullandığı ifadeleri ile Kadın girişimcilere ışık tuttu.
İstanbul gastronomi sahnesinde kadın girişimciler, yerel malzemeleri modern yorumlarla sunarak ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlarla, Oğlu Ege Öztamahkar ile Ataşehir’de konumlanan CRUST & CREME ile modern kafe kültürünü Fransız pastacılık geleneğiyle buluşturan özgün bir gastronomi markasını Ege Öztamahkar ile birlikte sunmanın ayrı bir hazzını yaşıyor. Yaşatıyor.

Ataşehir’in gelişen gastronomi sahnesine yeni bir soluk getiren CRUST & CREME, hem günlük ziyaretler hem de kısa kaçamaklar için ideal bir buluşma noktasıdır diyerek ekliyor;
Minimalist tasarımı, sıcak atmosferi ve özenle kurgulanmış menüsüyle misafirlerine yalnızca bir kahve molası değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.

Markanın merkezinde, kruvasan yer alıyor olması ile ayrı bir kültür ve lezzet ağı kazanıyor. CRUST & CREME’de sunulan tüm kruvasanlar, kat kat açılan hamurun ustalıkla işlenmesi ve yüksek kaliteli tereyağı kullanımıyla hazırlanır. Dışı çıtır, içi yumuşak dokusuyla öne çıkan bu ürünler, hem tatlı hem de tuzlu seçenekleriyle günün her saatine hitap ediyor.
Sonuç olarak ,
Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın, Türkiye’de Hukuk Sistemi ve Geleceği hakkında ifadeleri ile yazı dizimizde sona yaklaşmış bulunuyoruz.
İfadelerinde,
2026 yılı başlangıcı vesilesiyle hukuk ve yargı alanında hem geçen senenin kısa bir muhasebesini yapmaya hem de önümüzdeki yıla dair öngörü ve önerilerimi paylaşmaya çalışacağım diyerek sözlerine devam ediyor.

2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.
Günümüzde Türkiye’sinde, Adalet mekanizmasındaki tıkanıklıklar, toplumun önce yargıya ardından kaçınılmaz olarak devlete olan güvenini sarsarak, hukuk düzeninde telafi güç yaralar açabilir diyorum. Şüphesiz böyle bir durumda da , ne sosyo-ekonomik refahtan ne de kamu güvenliğinden söz edilebilir konuma gelinebilir. Nihayetin’de, bu durum devlet için beka tehdidine dönüşebilir.

Gelelim Hukuk alanında Mevzuatların Durumu sorusuna?
2025 yılı sonu ve 2026 yılı başında, “Mevzuat tarafında temel yasalar neredeyse tamamen yenilenmiş; hedef süre, adli kontrol, e-duruşma, e-tebligat, uzlaşma ve arabuluculuk gibi yenilikçi kurumlar ceza ve hukuk yargısına entegre edilmiştir. İşte 4. Strateji Belgesi de bu perspektifin devamı niteliğindedir. 2025-2029 yılları arasında hayat geçirilmesi planlanan 45 hedeften müteşekkil Belge; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki güvenlik, yargının etkinliği, güven ve memnuniyet, teknoloji destekli adalet ve mesleki yetkinlik şeklinde altı tema temelinde hazırlandı.
Ceza ve İnfazda Yeni Dönem
İşte 10. Yargı Paketi, 2005 ceza hukuku reformundan sonra belki de bu konuya en ciddi eğilen düzenlemedir. Paketle, caydırıcılığı sağlamak için (iki yılın altında hapis cezası alanlar başta olmak üzere) hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılmak için koşullu salıverilme tarihine kadarki sürenin onda birini fiilen ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı getirildi. Bu sayede “cezaevine girmeden tahliye olma” gibi toplumsal infiale yol açan uygulamaların önüne geçilmesi hedeflendi.
Ayrıca infaz dışında bazı suçların cezalarında da artışa gidildi. Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme suçunda cezanın alt sınırı üç aydan dört aya yükseltildi. Alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullananlara verilecek hapis cezasının alt sınırı ise üç aydan altı aya çıkarıldı. Benzer şekilde kasten yaralama ve tehdit suçları ile suça teşebbüs hallerinde de ceza artışlarına gidildi.

7571 sayılı Kanunla yasalaşan 11. Yargı Paketi ise örgütlü suçlarda ceza artışına giderken ve çocukların örgüt suçlarında kullanılması halinde örgüt yöneticisine verilecek cezayı %100 oranında artırdı.
Trafikte yol kesme olarak bilinen ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçu içinse üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Taksirle yaralama ve güveni kötüye kullanma suçlarında da ceza artışları yaşandı.

Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Yeni Anayasa Fırsatı
Yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026 yılı içerisinde, yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.

Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.
Küresel anlamda insan hakları ve demokrasideki gerileme dalgasına bir ümitsizlik yaratmamalı; ulusal güvenliğin tesisi ve hukuk devleti yarışan değil birbirini tamamlayan öncelikler olarak görülmelidir. Kuşkusuz hukuki güvenlik, güçlü devletin ve milli güvenliğin yapı taşıdır.


Beyhan Karabulut Öztamahkar

DAHA FAZLA HABER

DÜNYA

İyi ki Varsın Derya Özgören

Avatar

Published

on

BASIN PR UZMANI & MODA DİREKTÖRÜ VE KÖŞE YAZARI

Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.

Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.

Yaşadıkça keşfedilen, keşfettikçe aşık olunan Kent…Dünya tarihinde yerini almayı başarabilen,kıtalara hükmeden medeniyetlerin beşiği, kültürlerin, uygarlıkların, kıtaların buluşma noktası .Dünyanın en güzel şehri olma sebeplerinden birisi de doğanın sunduğu güzelliklerin insan elinden çıkan muhteşem sanat eserleri ile birleştirilmiş olması sebebi ile Metropol şehrimiz İstanbul

“İyi ki Varsın” yazı dizimizde başarıdan başarıya koşan, her başarısı ödüllerle taçlandırılan bir iş insanı Derya Özgören’ e yer verdik. Yukarıda bahse konu ettiğim Anadolu’nun en köklü yerleşim merkezi İstanbul’da dünyaya gelen, lise eğitimini Bedrettin Dalan’ın kurucusu olduğu İSTEK Özel Atanur Oğuz Lisesi“nde tamamladı. Üniversite eğitimini ise Türkiye’nin ilk özel üniversitesi olan, Cenajans’ın sahibi Nail Keçili’nin açtığı Akademi İstanbul Radyo Televizyon Bölümü“nde gerçekleştirdi. Burada Betül Mardin, İlber Ortaylı, Orhan Kural ve Emre Kınay gibi alanında uzman isimlerden eğitim aldı.

Daha öğrencilik yıllarında medya dünyasına adım atan Özgören, Kanal D“de çalışmaya başladı. İlker Yasin ekibinde spor servisinde yönetmen yardımcılığı ile başladığı kariyerine, “Alkışlar” programında yönetmen yardımcısı ve muhabir olarak devam etti.

Derya Özgören, medya ve iletişim dünyasında iz bırakan tecrübeleri, vizyoner projeleri ve güçlü iletişim becerileriyle tanınan bir isimdir. Eğitiminden kariyerine uzanan yolculuğu, sektördeki başarısının temel taşlarını oluşturmuştur.

Derya Özgören’nin PR uygulaması çalışmaların, aşağıda sayısız örneklemeler ve betimlemeler ile konu edeceğiz. İnsan davranışlarını anlamaya yönelik danışmanlık, ileride olabilecek eğilimleri analiz etmek ve sonuçlarını önceden tahmin etmek, kamuoyu, tutum ve beklentilere yönelik araştırmalar yapmak, doğru ve tam bilgi esasına dayanan iki yönlü iletişimi kurmak ve bunu devam ettirmeye çalışmak adına başarılı işlere imza atmıştır.

Basın Medya PR alanındaki çalışmalarının hepsinde, halkla ilişkiler programları planlamaları, çalışanlarla iş birliği yapması, Radyo ve televizyon programlarında konuşmacıların yer almaları esnasında, basın konferansları dahil, kamuoyu araştırması yapması, broşür, bülten ve rapor yazarları ve tüm halkla ilişkiler programlarını değerlendirmeleri yer almaktadır.

Derya Özgören’nin diğer en bilinen yetkinlik alanında Moda Direktörlüğü var.

Bu noktada kendisi de aynı zamanda seçici bir aktivist..

Derya Özgören

Ünlü stil danışmanları, oyuncular, müzisyenler ve influencer’lar gibi kamuoyunun gözü önünde olan isimlerin moda alanındaki, stil danışmanlığı vizyonuna da göz kırpmıştır. , sadece kıyafet seçmekle kalmayıp; aynı zamanda trendlerinin belirlenmesi, markalarla iş birliği yapması için sayısız çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Zümreler, Lisans yada Lisans üstü Eğitimlerini bitirmelerinin ardından, biraz sermaye ve çevre ilişkisi varsa hemen halkla ilişkiler firması kurmayı hedefliyor yada kuruyorlar. Bence yanlış bir duruş ve süreç örneği. PR’ın marka, kurumsal kimlik, pazarlama, reklam ve medyayı iyi bilen ehil insanlar tarafından yapılması gerekiyor. Ülkemizde yeni pazarlara ve dolayısıyla yeni markalara ihtiyaç var. Doğru kişiler sektörde olursa PR ülkemizde gelişir. Çünkü Türkiye’nin yeni markalara ve ülkemizin marka olmaya ihtiyacı var.” Diyerek sözleri ile sektöre farklı bir ivme kazandırıyor.

PR (halkla ilişkiler) konusunda toplumda bilgi kirliliği olduğunu ve PR’ın çoğunlukla basın danışmanlığı ve menajerlikle karıştırıldığını söyleyen Özgören;  PR’ın marka iletişimi, kurumsal iletişim, kriz yönetimi ve medya iletişimini kapsayan çok geniş bir kavram olduğunu belirterek, basın danışmalığının marka iletişiminin bir alt unsuru olduğunu ifade ediyor.

Derya Özgören’in Başarı Sıralamasında oldukça PR elde ettiğini görmek mümkün.

İbrahim Tatlıses’in kurucusu olduğu İDOBAY Müzik şirketinde basın danışmanlığı görevini üstlendi. Burada Yıldız Tilbe, Ebru Yaşar, Mahmut Tuncer, Nuri Sesigüzel, Günel ve Harun Kolçak gibi ünlü isimlerle çalıştı.

Sonrasında Hülya Avşar’ın basın danışmanlığını yürüten Özgören, Vildan Atasever, Burçin Terzioğlu, Deniz Çakır, Tan Sağtürk, Burcu Güneş gibi pek çok sanatçı ve oyuncuya PR hizmeti sundu.

Hâlihazırda oyuncular Erdem Topuz, Atilay Uluışık, Işık Tolgay, psikoterapist Timur Harzadin ve Dr. Mert Gençoğlu gibi isimlerin basın ve PR işlerini yürütmektedir.

Derya Özgören, İki sene Önce Vatan Gazetesinde Moda köşe Yazarlığı yaptı. Su anda da Breaking News Türkiye’de Moda Direktörü ve köşe Yazarlığına devam etmektedir.

Medya alanındaki derin birikimi, özgün projeleri ve çözüm odaklı yaklaşımıyla tanınan Derya Özgören, aynı zamanda enerjisi ve pozitif duruşuyla da sektörde farklı bir yere sahiptir. Başarılarla dolu kariyeri ve vizyonu sayesinde, gelecekte de adından sıkça söz ettirecek önemli bir isimdir.

Basın PR Danışmanlığı Uzmanlık alanında;

Burcu Güneş ,Soner Arıca, Uğur Işılak,-İsmail Yk, Yurtseven Kardeşler,Bulut Aras,Özlem Ay, Ersoy Dinç, Çiğdem Savaş, Nurseli İdiz, Ece Gürsel, Seçkin  Piriler, Şenay Akay, Canan Mutluer,Şebnem Schaffer, Hande Subaşı, Fatma Yaman, Irmak Atuk, Ebru Güzel, Sevil Uyar, Simge Tertemiz, Başak Emre, Berrak Deniz, Yelda Kara, Tuğba Melis Türk, Buket Açikgöz, Irmak Gökçenoglu ,Mavi Akustik Müzik Grubu gibi ünlü isimleri görmek mümkün

Kadın Kadının Düşmanıdır Çiğdem Savaş &Erkan Eken&Derya Özgoren projesi yanı sıra ,Lerzan Mutlu Basın Danışmanlığı ve Menajerlik, Cine5 Gündüz ve Gece Program ,Atv Gündüz kuşağı Program ,Show Tv Gündüz kuşağı Program, Fox Tv Gündüz kuşağı Programlarında ismini sıkça duyduğumuz isim olmayı başarmıştır.

Enerji Petrol Medya Grup olarak …
Her daim, başarılı girişimcilik hikayeleri tesadüf değildir ve bazı ortak noktalar taşır demekteyiz. Sektörel bazda pazardaki eksikleri ve ihtiyaçları iyi gözlemleyerek, yaratıcı ve kullanışlı çözümler sunan kişiler ya da kurumlar başarıyı yakalamaktadır. Bizce hem medya hem de Moda alanında gösterdiği başarılı girişimleri ile hem Ülkemiz medyasının hem de Avrupa’daki birçok ülkenin göz bebeği.

Son zamanlarda herkesi etkileyen bir kavram olarak çok daha sık duyduğumuz PR ve Medya alanındaki girişimcilik çalışmaları Yapay zeka ve teknoloji ile birlikte hız kazanmıştır.
Başarılı kadın girişimciler medyada yeterince yer almamakta ve tanınmamaktadır. Kadınların başarı hikayeleri daha çok topluma sunulmalı, bizler gibi , medya kuruluşları bu konuda sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmeli kadın girişimciliğini desteklemelidir.

Derya Özgören’nin  muhteşem dehası, yardımsever ve hoşgörülü, olaylara her daim iyimser bakışı, ülkemizde ve Dünya da Medya alanındaki  yatırıma ışık olması, istihdamın, kaynakların, iş gücünün ve özgür basının önünü açıyor. Bizler de bu başarılarının devamlılığını dileyerek enerji medyası olarak;

İyi ki Varsın Derya Özgören diyoruz.

Levent Kandemir

DAHA FAZLA HABER

DÜNYA

İyi ki Varsın Sibel Soytürk Pekcan

Avatar

Published

on

Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı yazı dizisi ile dikkat çeken ünlü isimlerin bir arada bulunduğu bir platformdur.

Türkiye’nin sanayi, bilişim, eğitim, moda, sağlık, iletişim, enerji, turizm, tarım, otomotiv ve enerji piyasalarında yer alan iş insanları, ülkemizde ve yurt dışında başarılı işlere imza atmış iş kadınları, akademisyen, rektör ve hocalarımız, yazarlarımız ve sivil toplum kuruluş başkanları ile birlikte platform başkanlarımız ve yazarlarımızın bir arada yer aldıkları yazı dizisidir.

Geçmiş tarihinde, çok sayıda devlete başkentlik yapmış, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin kültür ve siyasi başkenti… Fatih Sultan Mehmed’in fethi ile bir çağın kapanıp yeni bir çağa adım atan, kıtaları birbirlerine bağlayan, medeniyetlerin başkenti… Boğazı ve tarihi zenginlikleriyle her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği… Şairin deyimiyle, ‘lütfu da hoş, kahrı da hoş’ diyerek bahsettiği şehirde hem yaşayan hem de ziyarete gelen için aynı anda hem gurbet ve dahası vuslat olup, yaşanan dramları, trajedileri dahi onulmaz bir aşka, kopması imkânsız bir tutkuya dönüştüren sanayi, kültür ve medeniyetler şehri; Metropol İSTANBUL…

“İyi ki Varsın” yazı dizimizde bilişim, teknoloji, turizm, enerji, moda, sanat ve sivil toplumun lider insanlarını kaleme almıştım. Bu bölümde Aslen Giresun’lu olup 1983 yılında İstanbul’da dünyaya gelen 2 çocuk Annesi, kurumsallaşma sürecini yönlendiren, yönetimde profesyonel kadrolarla çalışmanın hazzını yaşayan, kaynağı insan ve emlak sektörü olan birimin yönetici insanı Sibel Soytürk Pekcan’a yer verdim.

Siyasal bilimler ve uluslararası ilişkiler mezunu olan Kadın Girişimcimiz,

11 yıl bankacılık sektöründe ( dış ticaret bölümünde ) çalıştı . Evlilik sonrası Sektörden ayrılma kararı aldı. Bu ayrılık yaklaşık 3 yıl sürdü. İş yaşamına devam kararı almasının ardından Dijital Baskı merkezi kurdu ve sektör bileşenlerinin devamlılığı ile emlak sektörüne girdi.
Şuan da aktif olarak ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD STİ nin brokerlığını yapıyor.

ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ’nde gelinen noktada gayet başarılı işlere imza atılmaktadır.
Kurucusu olduğu ELMO GAYRİMENKUL YATIRIM İNŞAAT SANAYİ VE TİC LTD ŞTİ , Gayrimenkul ve Yatırım Danışmanlığı markasıyla İstanbul’un prestijli bölgelerinde, sadece konut satışlarıyla değil, stratejik arsa temini ve profesyonel satış ofisi yönetimiyle de sektöre yenilikçi bir soluk getiriyor.. Güven ve şeffaflık ilkeleri üzerine kurulu bir yatırım platformu olarak, yatırımcıların doğru karar almasına rehberlik ediyor.

Kadın liderliğinin gücünü iş dünyasında somutlaştıran Sibel Soytürk Pekcan,erkek egemen bir sektörde örnek bir başarı hikâyesi yazıyor. Genç kadın girişimcilere ilham veren yaklaşımıyla, cesaret, disiplin ve vizyonun bir araya geldiğinde başarının sınır tanımadığını gösteriyor.
Gayrimenkulün özü aslında hayata dokunmaktır. Bir evi satmak ya da almak, tek başına bir işlem değil; bir hayat kurma yolculuğudur. Bu yüzden benim için en temel değerler güven, samimiyet ve doğru yönlendirme. İnsanların geleceğine dokunurken, onların hayallerini ve ihtiyaçlarını da düşünmek zorundasınız. İşte bizim vizyonumuz da tam buradan doğuyor: Her ev bir yaşam, her yatırım bir gelecek demek.

Bir kadın girişimci olarak benim için ayrıca önemli olan bir değer de etik duruş. Disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla hareket ederek hem yatırımcıya hem sektöre güçlü bir rol model olmayı istedim. İşte bu nedenle Danışmanlık hizmetleri , sadece bir marka değil; yatırımcı için güvenilir bir yol arkadaşı ve İstanbul için geleceği şekillendiren bir vizyon haline geldi. Diyor.

Başarılarından övgü ile söz ettiğim Sibel Soytürk Pekcan’nın sektöründe ve sivil toplum alanında, iş dünyasının kalkınmasına yaptığı hizmetler ile ülkesine olan sevgisi, vizyoner yapılanmasında, görülmedik düzeyde geleceğe odaklanmış ve gelecek adına birçok ilklere imza atmış olması, geniş bir vizyonu olan, sıra dışı, kendisini milletinin hizmetkârı olarak gören duruşu, bunun yanı sıra yardımsever kişiliği ve sektörüne yapmış olduğu sonsuz desteklerden dolayı “

İyi ki Varsın Sibel Soytürk Pekcan diyorum
Levent Kandemir

DAHA FAZLA HABER

Genç gazeteciler | TÜRKİYE

HER ŞEY GÜÇLÜ TÜRKİYE İÇİN

TAKVİM

Mayıs 2021
P S Ç P C C P
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

HABER BURADA

DÜNYA2 gün ago

Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Beyhan Karabulut Öztamahkar

05 Mart 2026 tarihli Türk İş dünyası Haber gazetemizde İyi ki varsın isimli yazı dizimizin konuğu olan; Teknoloji, bilişim, sanayi,...

DÜNYA4 gün ago

İyi ki Varsın Derya Özgören

BASIN PR UZMANI & MODA DİREKTÖRÜ VE KÖŞE YAZARI Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet...

DÜNYA5 gün ago

İyi ki Varsın Sibel Soytürk Pekcan

Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı...

DÜNYA5 gün ago

İyi ki Varsın Sevilay Karamemiş Kalender

Türkiye’de uluslararası düzeyde ülke refah ve düzenine hizmet vermiş ve hizmet vermeye devam eden iş insanlarının “İyi ki Varsın” başlıklı...

GÜNDEM6 gün ago

Kaisder Başkanı Mehlika Gider “Ahiyiz Aileyiz Buluşması” etkinliğine iştirak etti

Kaisder Yönetim Kurulu Başkanı Mehlika Gider 2 Nisan 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Ahiyiz,Aileyiz Buluşması” etkinliği düzenlendi. Dünya Esnaf ve Sanatkarlar...

DÜNYA6 gün ago

MİLLÎ TAKIMIN GÜCÜ TURİZM TANITIMINA YANSIYACAK

Dünya Kupası süreci, Türkiye için yalnızca sportif bir hedef değil, millî futbolcuların küresel etkisiyle yürütülecek tanıtım hamlesinin de merkezine yerleştiriliyor....

DÜNYA7 gün ago

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Töreni 7 Nisan 2026 tarihinde Sabancı Center’da gerçekleştirildi

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Töreni, 7 Nisan 2026 tarihinde Sabancı Center’da gerçekleştirildi. Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri...

DÜNYA1 hafta ago

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ROKETSAN Üretim Tesisleri Açılışında önemli açıklamalar yaptı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ROKETSAN Üretim Tesisleri Açılışı, Seri Üretim Teslimatları ve Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Hem sahada hem teknolojide yön...

DÜNDEN BUGÜNE YARINDAN GELECEĞE1 hafta ago

Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Mehmet Usluoğlu

Türkiye’ nin “İnsanları hayalleriyle buluşturmak” hedefiyle 1990 yılında çıktığı yolda, Enerji Sektöründe , teknolojiye yapılan yatırımlarla milyonlarca alıcı ve satıcıyı...

DÜNYA2 hafta ago

72.AXA Sigorta Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri’nde ‘Türk Voleybolu’ 2 Dalda Ödüle Layık Görüldü

Milliyet’in Türk sporunun klasikleri arasına giren dev organizasyonu 72. AXA Sigorta Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Dünya...

REKLAMLAR

Genç gazeteciler | TÜRKİYE

Haber Burada

seers cmp badge