05 Mart 2026 tarihli Türk İş dünyası Haber gazetemizde İyi ki varsın isimli yazı dizimizin konuğu olan; Teknoloji, bilişim, sanayi, ticaret ve ülke ekonomisinde girişimci ruhunun ötesinde, bir o kadar başarılarını anlatılmakla bitiremeyeceğimiz, Malatya’da başlayan bir hayat yolculuğu… Aktuerya tazminat hukuk alanında uzman ismimiz Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın ; Azim, kararlılık ve girişimcilik ruhuyla büyüyen bir başarı hikâyesinin adıdır. “Dünden Bugüne Yarından Geleceği ‘nde ağırlamak bizler adına onur kaynağı oldu. Yaşadığımız sürece bize pek çok imkan sunulur. Hayat, “işte fırsat sana. Düşün, aklını kullan ve girişimde bulun. Çalış, çabala yeni imkanların yolunu bul,” der. Biz bu imkanların farkına varıp, üzerinde düşünüp, ilk adımı atmaz isek, fırsat uçup gider.
“Dün” tecrübedir ve “Bugün” dünün öğrencisidir. Eğer dünden doğru ders almışsak, bugün yeni bir bilgi ve tecrübe edinmiş oluruz. Dünü silemezsin, yarını yazabilirsin, bugün ise fırsattır, kullan!..
Unutmamalıyız, dünya üç gündür; dün, bugün, yarın…Bu Cenabın bizlere lütfu olup, istinasız bizlere sunulan bir hediyedir. Çoğunlukla bunun değerini bilmeyiz. Aldığımız nefesin, içtiğimiz suyun, yaşadığımız doğanın değerini bilmediğimiz, unuttuğumuz gibi… Her bir dakika, her bir saat bizim için, insanlık için, dünya için iyi, doğru ve yararlı işler yapma, üretme, yenilikler bulma fırsatıdır. İnsanlık için ter döken hem kendi geleceğini hem insanlığın geleceğini aydınlatır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar, Dünü anlatırken o kadar güzel ifadeleri ile bir o kadar da Hukuk alanında Bilinmesi gerekli süreçler adına sektöre ışık tutuyor. Örneğin, Trafik kazaları iş kazaları gemi kazaları ve destekten yoksun kalma tazminatların önemi hakkında sayısız davalara girdiğini ifade ediyor.
11 Mayıs 2013’te Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı. Saldırıda 53 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. Hatay-Reyhanlı olayda, bedensel zararlar sakatlanma ve vefat ödemesi hesaplamaları ve tüm hukuki sürecin takini alanında sürecin takip edilmesi birde Tütün Çiftliğinde,Gemi tanker patlaması sonrasında 9 kişinin vefatı sonrası, bedensel zararları ve hak arayışları dava sürecinin takibi ve sonuçlandırılması davaları ….
Dünden Bugüne Hukuk kavramını Dün olarak biraz irdelemek istedik. Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır? Bu soru evvelden beri farklı toplumda farklı kişiler tarafından düşünülmüş ve tartışılmıştır. Ülkemiz anayasacılık tarihi ise hakim görüşe göre 1808 Sened-i İttifak ile başlamakla birlikte, farklı belgeleri esas alan görüşlerin de bulunduğunu söylemek gerekir. Devam eden yıllarda Islahat ve Tanzimat Fermanları yayınlanmış ve bu sürecin sonunda 1876 Kanun-ı Esasi ile Türk tarihinin ilk müstakil anayasa metni ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti, 1908 yılında bu metinlerde esaslı değişiklikler yapmış, ancak daha sonra yeni bir anayasa yapmaya muvaffak olamamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 1921, 1924, 1960 ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasaları yapılmıştır. Bu metinlerde özellikle saltanat ile hilafetin kaldırılması, inkılap kanunları ve bunların anayasaya eklenmesi; önceki metinlere nazaran anayasaya eklenen laiklik ilkesi dikkat çekici unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ilke, o gün itibarıyla gelinen toplumsal durumu yansıtmaktadır. Aynı zamanda birçok anayasanın hem askıya alınma hem de var olma sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsanlık tarihinin kırılma noktaları olan dünya savaşlarından anayasalara da nasibini almıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan iklimde, hukukun üstünlüğünü oldukça kısıtlayan ve genelde tek adamların hakim olduğu hukuk sistemleri ortaya çıkmıştır. Nihayetinde bu sürecin sonu II. Dünya Savaşı’na ulaşmış ve insanlık daha önce görmediği soykırım ve eziyetlerle karşı karşıya kalmıştır. Savaş sürecinde yaşananlardan sonra insanlar hukukla birlikte hukukun üstünlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamışlardır. Hukukun üstünlüğü, mevcut sistem içinde en güçlünün her zaman hukuk olması ve herkesin hukuk karşısında eşit olması sonucunu doğurur. Bu da bir toplumda adaletin var olabilmesinin temel şartıdır. Bütün bu yaşanan olaylardan elde edilen tecrübelerin ışığında insanlık, belki biraz da mecburiyetten, çözümü demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını merkeze alan anayasalarda bulmuştur. Özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ilanı ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kurulmasıyla bu kavramlar özelinde o günden bugüne ciddi ilerleme kaydedildiği görülmektedir.
Güçlü devletlerde ortaya çıkan bu ve ilgili diğer kavramların zamanla bu devletlerin daha fazla gelişip güçlenmesine imkân sağladığı ve bu yönüyle hem topluma hem de devletlere doğrudan etki ettiği görülmektedir. Tabi ki bu gelişim süreci, hakim güçlerin zulümlerine tamamen engel olmamış, dünyanın farklı yer ve tarihlerinde zulüm ve eziyetler yaşanmış, yaşanmaya devam etmektedir.
1990’lı yıllarda ülkemize hem madden hem manen yakın coğrafyalarda yaşanan Hocalı Katliamı ve Srebrenitsa Soykırımı bugün hafızalarda tazeliğini ve yüreklerde acısını korumaktadır. Keza yine Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı birçok yerinde; uluslararası hukuku görmezden gelen ve insan haklarını ihlal eden fiiller ve uygulamalar uzun yıllardır devam etmektedir.
Tabi ki böyle kısa bir çalışmada girişte sorulan soruyu tam anlamıyla cevaplamak pek mümkün değildir. Bununla birlikte tarihi süreç incelendiğinde hukuk ve toplum arasındaki sıkı ilişki net şekilde ortaya çıkmaktadır. Bazı dönemlerde hukuk aracılığıyla toplum baskı altına alınmış, hatta zaman zaman hukukun varoluş amacı bu baskı oluşturmuştur. Bazı dönemlerde ise hukukun kaynağı belirli kişi veya gruplar olmuş; ortaya çıkan hukuk bu kişilerin iktidarını korumayı amaçlamıştır.
Farklı zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde hukukun kaynağı din, uygulayıcıları ise din adamları olmuştur. Bu durum kimi zaman huzur ve mutluluk, kimi zaman da baskı ve eziyet doğurmuştur. Her dönem, zamanın akışı içinde bir şekilde sona ermiştir. Bütün bu iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz tecrübelerden ortaya çıkan sonuç insanlık mirasını oluşturmakta ve bugünümüzü şekillendirmektedir. Bu miras incelendiğinde, bütün toplumların yaşadıkları her zor dönemden sonra ilgili dönemin hukuk kaynağı ile arasına mesafe koymakla birlikte; her zor dönemden sonra hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının önemini daha iyi görerek ve kavrayarak çıktıkları görülmektedir.
Her ne kadar anayasalar başta topluma bir sınır çiziyor gibi görünse de, devam eden süreçte uygulamalarla adalet, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar desteklenmediğinde toplumun bu sınırlara uymadığı ve değişim yoluna gittiği görülmektedir.
Yani “Toplumlar mı hukuku oluşturur yoksa hukukun varlığı toplumların karakterlerini ortaya çıkarır?” sorusunu cevaplarken keskin ayrımlar yapmanın zor olduğu kanaatindeyim. Ancak her zaman çağın getirdiklerine uyum sağlayamayan, güncellenmemiş hukuk metinlerinin toplum nazarında geçerliliğini kaybettiği görülmektedir. Bu durum bize, günümüzde hazırlanacak anayasal bir metinde gündelik siyasetin ihtiraslarından kaçınarak; evrensel değerlere uygun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan, aynı zamanda tarihten dersler çıkaran bir yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti 1923 de Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, 1920 – Adalet Bakanlığı’nın temeli atıldı 1925 – Danıştay, bağımsız bir mahkeme olarak kuruldu 1945 – Adliye Vekâleti’nin adı Adalet Bakanlığı oldu 1961 – Anayasa Mahkemesi kuruldu 1982 – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu 1984 – Adalet Bakanlığı bugünkü halini alması ile kronolojik sıralamasını tanımlanıyoruz.
Türk Hukuku’nun Bugününde Neler var ? Türkiye’de hukuk alanının izlenmesinde disiplinler arası etkileşimden daha etkin yararlanılması ve iş birliğinin kurumsal olarak güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmemiz gerekiyor. Öztamahkar; hukuk izleme çalışmalarının sadece hukukun dar normatif boyutuyla sınırlı kalmayıp, sosyal bilimlerle kurulan bağ sayesinde daha kapsamlı bir politika analizine olanak sağladığını ifade ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.
Diğer yandan yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026’da yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.
Dünden Bugüne Hukuk kavramını anlatmaya betimlemeye gayret ettik. Türk Hukuk sisteminin Geleceği konusunda gelinen noktada şu ifadelere yer vermek isterim. Günümüz Türkiye’sinde; Ülkemizde Hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerden (normlardan) aldığı kuşkusuzdur. Tüm bu işleyiş ve tutumlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar.
Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır. Hukuk devletinde yönetimin iş ve eylemlerine uygulanacak hukuk kurallarının şeffaf bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu hukuk normlarının normlar hiyerarşisine uygunluğu da önem taşımaktadır.
Alt düzeydeki toplumun belirlediği, uyulması beklenen yazılı veya yazısız davranış kalıpları, standartlar veya ilkelerin, yürürlüklerini üst düzeydeki işleyişlerin hiyerarşisine aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da etkilemekte ve denetime esas kararlarda çoğu zaman normlar hiyerarşisinden sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Kanun, tüzük, yönetmelik veya adsız düzenleyici işlemlerle getirilen hükümlerin uygulanabilmesi için her bir düzenlemenin üst norma uygun olması gerekmektedir. Ortada bir hukuk normu bulunmasına rağmen, söz konusu hukuk normu hukuk aleminde var olmasına esas oluşturan bir üst hukuk normuna aykırı olması halinde Sayıştay tarafından yok kabul edilmekte ve yapılan idari iş ve eylemler hukuken kabul edilmemektedir.
Türk hukuk mevzuatında öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının sağlıklı işleyebilmesi için uygulayıcıların ve söz konusu uygulayıcıların iş ve eylemlerini yargısal açıdan veya hukukilik denetimi açısından denetleyen mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir. Konunun bütün yönleriyle bilinmesi, uygulamayı ve denetimi kolaylaştırmanın yanında Anayasa’nın 2’ inci maddesinde öngörülen devletin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesinin de hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın diğer bir özelliği olan Gastronomi alanında Başarılarından bahsetmeden geçemiyoruz. Sohbetimiz esnasında kullandığı ifadeleri ile Kadın girişimcilere ışık tuttu. İstanbul gastronomi sahnesinde kadın girişimciler, yerel malzemeleri modern yorumlarla sunarak ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlarla, Oğlu Ege Öztamahkar ile Ataşehir’de konumlanan CRUST & CREME ile modern kafe kültürünü Fransız pastacılık geleneğiyle buluşturan özgün bir gastronomi markasını Ege Öztamahkar ile birlikte sunmanın ayrı bir hazzını yaşıyor. Yaşatıyor.
Ataşehir’in gelişen gastronomi sahnesine yeni bir soluk getiren CRUST & CREME, hem günlük ziyaretler hem de kısa kaçamaklar için ideal bir buluşma noktasıdır diyerek ekliyor; Minimalist tasarımı, sıcak atmosferi ve özenle kurgulanmış menüsüyle misafirlerine yalnızca bir kahve molası değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.
Markanın merkezinde, kruvasan yer alıyor olması ile ayrı bir kültür ve lezzet ağı kazanıyor. CRUST & CREME’de sunulan tüm kruvasanlar, kat kat açılan hamurun ustalıkla işlenmesi ve yüksek kaliteli tereyağı kullanımıyla hazırlanır. Dışı çıtır, içi yumuşak dokusuyla öne çıkan bu ürünler, hem tatlı hem de tuzlu seçenekleriyle günün her saatine hitap ediyor. Sonuç olarak , Beyhan Karabulut Öztamahkar’ın, Türkiye’de Hukuk Sistemi ve Geleceği hakkında ifadeleri ile yazı dizimizde sona yaklaşmış bulunuyoruz. İfadelerinde, 2026 yılı başlangıcı vesilesiyle hukuk ve yargı alanında hem geçen senenin kısa bir muhasebesini yapmaya hem de önümüzdeki yıla dair öngörü ve önerilerimi paylaşmaya çalışacağım diyerek sözlerine devam ediyor.
2025’in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak’ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı. Günümüzde Türkiye’sinde, Adalet mekanizmasındaki tıkanıklıklar, toplumun önce yargıya ardından kaçınılmaz olarak devlete olan güvenini sarsarak, hukuk düzeninde telafi güç yaralar açabilir diyorum. Şüphesiz böyle bir durumda da , ne sosyo-ekonomik refahtan ne de kamu güvenliğinden söz edilebilir konuma gelinebilir. Nihayetin’de, bu durum devlet için beka tehdidine dönüşebilir.
Gelelim Hukuk alanında Mevzuatların Durumu sorusuna? 2025 yılı sonu ve 2026 yılı başında, “Mevzuat tarafında temel yasalar neredeyse tamamen yenilenmiş; hedef süre, adli kontrol, e-duruşma, e-tebligat, uzlaşma ve arabuluculuk gibi yenilikçi kurumlar ceza ve hukuk yargısına entegre edilmiştir. İşte 4. Strateji Belgesi de bu perspektifin devamı niteliğindedir. 2025-2029 yılları arasında hayat geçirilmesi planlanan 45 hedeften müteşekkil Belge; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki güvenlik, yargının etkinliği, güven ve memnuniyet, teknoloji destekli adalet ve mesleki yetkinlik şeklinde altı tema temelinde hazırlandı. Ceza ve İnfazda Yeni Dönem İşte 10. Yargı Paketi, 2005 ceza hukuku reformundan sonra belki de bu konuya en ciddi eğilen düzenlemedir. Paketle, caydırıcılığı sağlamak için (iki yılın altında hapis cezası alanlar başta olmak üzere) hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılmak için koşullu salıverilme tarihine kadarki sürenin onda birini fiilen ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı getirildi. Bu sayede “cezaevine girmeden tahliye olma” gibi toplumsal infiale yol açan uygulamaların önüne geçilmesi hedeflendi. Ayrıca infaz dışında bazı suçların cezalarında da artışa gidildi. Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme suçunda cezanın alt sınırı üç aydan dört aya yükseltildi. Alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullananlara verilecek hapis cezasının alt sınırı ise üç aydan altı aya çıkarıldı. Benzer şekilde kasten yaralama ve tehdit suçları ile suça teşebbüs hallerinde de ceza artışlarına gidildi.
7571 sayılı Kanunla yasalaşan 11. Yargı Paketi ise örgütlü suçlarda ceza artışına giderken ve çocukların örgüt suçlarında kullanılması halinde örgüt yöneticisine verilecek cezayı %100 oranında artırdı. Trafikte yol kesme olarak bilinen ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçu içinse üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Taksirle yaralama ve güveni kötüye kullanma suçlarında da ceza artışları yaşandı.
Dünden Bugüne Yarından Geleceğe Yeni Anayasa Fırsatı Yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya verdiği önem biliniyor. 2026 yılı içerisinde, yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır. Küresel anlamda insan hakları ve demokrasideki gerileme dalgasına bir ümitsizlik yaratmamalı; ulusal güvenliğin tesisi ve hukuk devleti yarışan değil birbirini tamamlayan öncelikler olarak görülmelidir. Kuşkusuz hukuki güvenlik, güçlü devletin ve milli güvenliğin yapı taşıdır.
KSTK Heyetinden Çanakkale’de Kapsamlı Kurum Ziyaretleriyerel yönetim, üniversite, ticaret ve kültür kurumlarıyla iş birliği olanakları değerlendirildi
Küresel Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu heyeti, 20–21 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği Çanakkale programı kapsamında; yerel yönetim, kamu, üniversite, ticaret ve kültür kurumlarının yöneticileriyle bir araya geldi.
Konfederasyonun kurumsal iş birliklerini güçlendirmek, Çanakkale’de yürütülebilecek sosyal, kültürel, ekonomik ve gençlik odaklı projeleri değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen ziyaretlerde, sivil toplum kuruluşları ile kamu kurumları arasındaki ortak çalışma imkânları ele alındı.
Çanakkale İl Başkanımız ve Disiplin Kurulu Başkanımız Av. Fikret Bircan’ın organizasyonuyla gerçekleştirilen programa;
Genel Başkanımız Nevzat Duyar, Başkan Vekilimiz Yaşar Saka, Genel Sekreterimiz Gamze Gezici Elyan, Kültür ve Sanat Komisyonu Başkanımız Ahmet Avşar, Gençlik Kollarımızdan Burak Aktuna ve Hilal Demirci, Kurumsal İletişim Komisyonu Başkanımız ve Hukuk Müşavirimiz Av. Serkan Güler, Disiplin Kurulu Başkanımız ve Çanakkale İl Başkanımız Av. Fikret Bircan,Hanife Güler katılım sağladı.
Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek Ziyaret Edildi
Çanakkale programının önemli duraklarından biri Çanakkale Belediyesi oldu. KSTK heyeti, Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek’i makamında ziyaret etti.
Gerçekleştirilen görüşmede; sivil toplum kuruluşlarının yerel kalkınmadaki rolü, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi, gençler, kadınlar, kültür-sanat çalışmaları ve sosyal sorumluluk projeleri üzerine değerlendirmelerde bulunuldu.
Konfederasyonun Türkiye genelinde ve uluslararası alanda sürdürdüğü teşkilatlanma, proje geliştirme ve kurumlar arası iş birliği çalışmaları hakkında Belediye Başkanı Muharrem Erkek’e bilgi verildi.
Ziyaret, karşılıklı görüş alışverişi ve günün anısına gerçekleştirilen fotoğraf çekimiyle tamamlandı.
Çanakkale İl Kültür Müdürlüğü ile Kültürel Projeler Görüşüldü
KSTK heyeti, Çanakkale İl Kültür Müdürü Çağman Esirgemez’i makamında ziyaret ederek Çanakkale’nin tarihî, kültürel ve sanatsal değerlerine yönelik geliştirilebilecek çalışmalar hakkında istişarelerde bulundu.
Görüşmede; Çanakkale’nin tarihsel mirasının yeni nesillere aktarılması, kültür ve sanat faaliyetlerinin desteklenmesi, ulusal ve uluslararası etkinliklerin geliştirilmesi ve sivil toplum kuruluşlarının kültürel projelerde üstlenebileceği roller değerlendirildi.
Kültür ve Sanat Komisyonu Başkanımız Ahmet Avşar’ın da yer aldığı görüşmede, Konfederasyon bünyesinde hayata geçirilebilecek kültür, sanat ve toplumsal hafıza çalışmalarına ilişkin fikir alışverişinde bulunuldu.
Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası ile Kurumsal İş Birliği Görüşmesi
Heyet, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Sema Sandal’ı makamında ziyaret etti.
Gerçekleştirilen görüşmede; bölgesel kalkınma, girişimcilik, iş dünyası ile sivil toplum arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi, gençlerin ekonomik ve sosyal hayata katılımı, kadın girişimciliği ve Çanakkale’de uygulanabilecek ortak projeler ele alındı.
KSTK Genel Sekreteri Gamze Gezici Elyan tarafından, Konfederasyonun proje geliştirme, dijital dönüşüm, girişimcilik, eğitim, mentorluk ve kurumsal kapasite geliştirme alanlarında yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verildi.
Çanakkale’nin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunabilecek ortak proje modelleri üzerinde değerlendirmelerde bulunulan ziyaret, karşılıklı iyi niyet temennileriyle sona erdi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile Akademik İş Birliği Ele Alındı
KSTK heyeti, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüsnü Levent Dalyancı’yı makamında ziyaret etti.
Görüşmede; üniversite ve sivil toplum iş birliğinin güçlendirilmesi, akademik bilgi birikiminin toplumsal projelere aktarılması, öğrencilere yönelik eğitim ve gelişim programları, gençlik çalışmaları, staj ve gönüllülük modelleri ile ortak proje geliştirme imkânları değerlendirildi.
Konfederasyonun gençlerin sosyal, akademik ve mesleki gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan çalışmaları aktarılırken, üniversitelerle gerçekleştirilebilecek eğitim, araştırma, sosyal sorumluluk ve proje ortaklıklarının önemi vurgulandı.
Gençlik Kollarımızdan Burak Aktuna ve Hilal Demirci’nin da katıldığı görüşmede, gençlerin karar alma süreçlerine ve sivil toplum faaliyetlerine daha aktif katılım sağlamasına yönelik yapılabilecek çalışmalar ele alındı.
Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli’ye Ziyaret
Çanakkale merkezde gerçekleştirilen kurum ziyaretlerinin ardından KSTK heyeti, Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli’yi makamında ziyaret etti.
Ziyarette; Eceabat’ın tarihî ve kültürel önemi, bölgenin turizm potansiyeli, yerel kalkınma çalışmaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla geliştirilebilecek ortak projeler hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Eceabat’ın Çanakkale Savaşları tarihindeki özel konumuna dikkat çekilen görüşmede, tarih bilincini güçlendirecek kültürel, eğitsel ve sosyal projelerin geliştirilmesinin önemi ifade edildi.
Çanakkale Şehitliklerine Anlamlı Ziyaret
KSTK heyeti, resmî kurum ziyaretlerinin ardından Çanakkale Şehitliklerini ziyaret etti.
Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin ve vatan sevgisinin en güçlü sembollerinden biri olan Çanakkale’de, aziz şehitlerimizin hatırası saygı, minnet ve dualarla yâd edildi.
Şehitlik ziyaretinde, Çanakkale ruhunun yalnızca geçmişe ait bir tarih olmadığı; birlik, beraberlik, dayanışma ve ortak sorumluluk anlayışıyla gelecek nesillere aktarılması gereken millî bir miras olduğu vurgulandı.
Genel Başkanımız Nevzat Duyar, Çanakkale’nin milletimizin ortak hafızasında çok özel bir yere sahip olduğunu belirterek, sivil toplum kuruluşlarının tarihî ve millî değerlerin korunması ve genç kuşaklara aktarılması konusunda önemli sorumluluklar taşıdığını ifade etti.
Çanakkale’de Ortak Akıl ve İş Birliği Vurgusu
İki gün süren Çanakkale programı boyunca kamu, yerel yönetim, üniversite, ticaret ve kültür kurumlarıyla gerçekleştirilen görüşmelerde; ortak akıl, sürdürülebilir iş birliği ve toplumsal fayda odaklı projelerin önemi öne çıktı.
Küresel Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu olarak; kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü iş birliklerinin kurulmasını önemsiyor, Türkiye’nin farklı şehirlerinde toplumsal etki oluşturacak projeler geliştirmeye devam ediyoruz.
Çanakkale programı kapsamında heyetimizi makamlarında kabul eden;
Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek’e, Çanakkale İl Kültür Müdürü Çağman Esirgemez’e, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Sema Sandal’a, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüsnü Levent Dalyancı’ya, Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli’ye nazik ev sahiplikleri ve değerli görüşleri için teşekkür ederiz.
Çanakkale programının hazırlanmasında ve kurum ziyaretlerinin gerçekleştirilmesinde katkı sağlayan Çanakkale İl Başkanımız ve Disiplin Kurulu Başkanımız Av. Fikret Bircan’a da teşekkürlerimizi sunarız.
Yaz aylarının etkisiyle güneşli geçen günler, güneş enerjisinden elektrik üretiminde rekoru da beraberinde getirdi. Haziran ayında güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretim değeri, 4,99 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek değeri olarak kayıtlara geçti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Güneşten aldığımız güçle elektrik üretiminde bir rekora imza attık. Geçtiğimiz haziran ayında güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretimimiz 4,99 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Böylece, toplam elektrik üretimimizin yüzde 16,4’ünü de güneşten karşılamış olduk. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızı en üst seviyede değerlendirmeyi sürdüreceğiz. Anadolu’nun bereketli güneşini, milletimizin refahına dönüştürmek için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
En Yüksek Haziran Üretimi
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre; haziran ayında aylık elektrik üretimi 30,35 milyar kilovatsaat ile haziran ayları içerisindeki en yüksek değere ulaştı.
Güneşten Üretimde Zirve
Yine haziran ayında, güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretim değeri 4,99 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek değeri olarak tarihe geçti. Böylece, toplam elektrik üretiminin yüzde 16,4’ü de güneşten karşılanmış oldu.
Aslan Payı Hidroliğin
Aynı dönemde hidrolik ise üretimde aslan payını almayı sürdürdü. Geçen ay gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 34,7’sine denk gelen 10,54 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan sağlandı.
Yerli ve Yenilenebilir
Ayrıca haziran ayı yenilenebilir üretim değeri 20,65 milyar kilovatsaat, yerli üretim değeri ise 24,22 milyar kilovatsaat ile 2000 yılından beri aylık bazda miktarsal olarak en yüksek değerleri oluşturdu.
6 Aylık Dönem
Bu yılın ilk altı aylık elektrik üretim verileri (1 Ocak-30 Haziran dönemi) incelendiğinde ise hidrolik kaynaklı elektrik üretimi 57 milyar kilovatsaat, rüzgâr kaynaklı elektrik üretimi 21,5 milyar kilovatsaat, güneş kaynaklı elektrik üretimi 19,2 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi 130,9 milyar kilovatsaat, yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi ise 108,7 milyar kilovatsaat değeri ile benzer dönemlerde miktarsal olarak en yüksek değerler oldu.
Güneşten Gelen Güç
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Güneşten aldığımız güçle elektrik üretiminde bir rekora imza attık. Geçtiğimiz haziran ayında güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretimimiz 4,99 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Böylece, toplam elektrik üretimimizin yüzde 16,4’ünü de güneşten karşılamış olduk. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızı en üst seviyede değerlendirmeyi sürdüreceğiz. Anadolu’nun bereketli güneşini, milletimizin refahına dönüştürmek için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Gemilerde yaşanan kazaların nedenlerinin başında yangın gelmektedir.Yangınların nedenlerinin ve müdahale yöntemleri incelenmeli var olan ve zorunlu yangın söndürme teçhizatları ve sistemleri devamlı kontrol edilip kullanımlarının personellere öğretilmelidir. Talim uygulamalarında eksik görülen konular not alınmalı, denizcilerimizin yangın konusunda bilinçlenmesi için iş sağlığı ve güvenliği kikavramının benimsenmesi ve olası yangınların maliyetinden daha az olduğunun bilinmesinin ne kadar önemli olduğu, yangına karşı önlem almanın tüm personellerin ve kendi can ve mal güvenliği için konunun ne kadar önemli olduğu anlatılıp ek önlemlerin alınması gerekmektedir. Deniz kazalarının oluşmasına neden olan gerçek sebeplere ulaşmak denizde can, mal ve çevre emniyetine yönelik benzer kazaların tekrarını önlemek ve kaza sonrasındaki olumsuz etki ve sonuçların azaltılmasını temin etmektir. Yanma, maddenin ısı ve oksijenle birleşmesi sonucu oluşan kimyasal bir olaydır. Yanma olayının oluşabilmesi için yanıcı madde, ısı ve oksijenin bir arada olması gerekir. Bu üç unsur bir arada olmadığında, yanma olayı meydana gelmez. Yanıcı madde ile oksijen birleşirse; yanma olmaz. Yanıcı madde ile ısı birleşirse; yanma olmaz. Oksijen ile ısı birleşirse; yanma olmaz. Yanıcı madde + Oksijen + Isı, üçü bir arada birleşirse; Yanma olur.
Gemilerde Yangınla Mücadelede alınması gereken önleme ve koruma tedbirleri
Bunlar,İç talimler ve işletme değerlendirmeleri. Güvenlik ve çevre koruma politikası. Uluslararası ve bayrak devleti,Klass,sörvey kurallarıyla uyumlu, gemilerin güvenli yönetimi ile ilgili prosedürler. Gemi ve Kara personeli arasında ve kendi aralarında bir iletişim akışı ve alış verişi . Kaza ve uyumsuzlukları kurallarına göre raporlayan Risk Analizleri prosedürler. Acil durumlara hazırlık ve eylem prosedürleri olarak değerlendirilir.
Yangına karşı alınacak genel tedbirler
1-Tehlikeli bölgelerde sigara içilmemelidir.
2-Yangın alarmının çabuk verilmesi için personel eğitilmelidir.
Yangınlar ve patlamalar, Gemilerin hem işletmeleri sırasında hem de Tersanede onarımları sırasında meydana gelen felaketlerin ana nedenleridir. Gemilerdeki yangınlar genellikle büyük boyutlar alır ve büyük maddi hasara yol açar. Gemilerdeki yangınları söndürmek,büyük zorluklarla Yangınları söndürme uygulaması, ana engelin duman ve ısı olduğunu göstermektedir. Gemilerde yangın söndürme, yetersiz doğal aydınlatma, yoğun duman, yüksek sıcaklık, gemi yapılarının termal iletkenliği, koridorlar, merdiven şaftları ve havalandırma kanalları vb. Yangın istatistikleri, en fazla yangının gemilerin yaşam mahalli ve çalışma alanlarında meydana geldiğini diğerlerinin ise kargo bölümlerinde olduğunu göstermektedir. En zor durum, yakıtın yanması sırasında gelişir, yani, MGO’da yanıcı sıvılar , 2-3 dakika içinde sıcaklığın 350-400 ° C’ye ulaştığı ve 10 dakika sonra, bitişik bölmelere bitişik malzemelerin tutuşması. olasılığı mümkündür. MGO’nun üst yapı ile bağlantısı olduğundan 15 dakika içerisinde yangın üst yapıya yayılır . Yangın, metal perdelerin, bölmelerin ve güvertelerin ısı iletkenliği nedeniyle 10-15 dakika içinde ve ısı yalıtım korumalı yapılardan 1 saat içinde bir kompartmandan diğerine yayılır Çeşitli amaçlar için gemilerin yüksek yangın tehlikesi göz önüne alındığında, yangından korunmaları için önlemler sağlanır yapısal koruma, otomatik yangın söndürme tesisatları ve alarmlar ile koruma ve yangın geciktirici perdeler, damperler, yangın önleyiciler vb.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.