İş hayatında kadın ve erkek kıstasına takılmayan yoktur. Bir de bunların üzerine aile faktörü eklenince, hareket kabiliyetin daralabiliyor… Belki de daha avantajlı hale geliyordur. Bu önemli konuyu her açıdan en doğru şekilde analiz edebileceğimiz, İş Dünyasının sevilen siması Romu Ristorante Sahibi Azerbaycan Bakü doğumlu 4 çocuk Annesi Damla Dadgar ile sohbet etme fırsatı bulduk.
Türk Toplumunda Aile Kavramı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Ben Türkiye’nin en büyük gücünün aile yapısı olduğuna inanıyorum. Ülkemizde de şirketlerin yüzde 90’ı aile şirketi. Köklerimiz, geleneklerimiz, etik kodlarımız, dayanışma, sahiplenme, fedakarlık…
Aile, nesilleri yetiştiren, milli ve manevi değerlerle yoğuran, yeni kuşaklara kültürel kimliğin, tarihsel ve toplumsal bilincin aktarılmasında köprü vazifesi gören, yerine ikamesi olmayan en önemli müessesedir.
Türk toplum yapısında aile önemli bir yere sahiptir. Türk devletleri varlıklarını güçlü ordular ve aile yapısı sayesinde sürdürebilmişlerdir. Akrabalık esasına dayalı olan aile yapılanması urug, boy, bodun ve il biçiminde bir siyasi ve sosyal organizasyona dayalıdır. Aile yapılanması ekonomik gücün ortaya çıkmasında da etkilidir. Bu açıdan aile toplumun ve devletin teminatıdır.
Birlikte düşünme ve birlikte yönetme kültürü:
Aileyi sadece duygusal bir bağ değil, aynı zamanda birlikte karar alan, geleceğini birlikte planlayan bir ekip gibi görmek. Çocukların, gençlerin, kadınların, yaşça büyüklerin; yani herkesin fikrine değer verilen, katkı sunabildiği bir yapı…
“Bir toplumun geleceğinin, değerlerini benimsemiş ve bu değerleri sahip olduğu yetkinliklerle ete kemiğe büründüren insanlarına bağlı olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Bundan dolayı eğitim sistemimiz her bir üyesine uygun ahlaki kararlar alma ve bunları davranışlarında sergileme yeterliliğini kazandırma amacıyla hareket eder. Eğitim sistemi sadece akademik açıdan başarılı, belirlenmiş bazı bilgi, beceri ve davranışları kazandıran bir yapı değildir. Temel değerleri benimsemiş bireyler yetiştirmek asli görevidir; yeni neslin değerlerini, alışkanlıklarını ve davranışlarını etkileyebilmelidir.”
Kuşaklar arası köprü kurma:
Genç neslin enerjisi ve yenilikçiliği ile önceki kuşakların deneyimini yan yana getirdiğimizde hem aile hem şirketler çok daha dayanıklı oluyor. Farklı bakış açılarını çatışma değil, zenginlik olarak görebilme yeteneğimizi güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
– Topluma değen aile kültürü: Aileyi sadece kendi içindeki mutluluğu değil, aynı zamanda çevresine, çalışanlarına ve topluma katkısını da önemseyen bir yapı olarak düşünmek… Bizler Romu’da, ailelerin bu sosyal etki tarafını da destekleyen bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyoruz.
Bir kadın olarak iş dünyasında yıllardır önemli bir sorumluluk taşıyorsun. Sence kadın liderliğinin en büyük avantajı ne, en görünmez yükü ne?
Kadın liderliğinin en büyük avantajı; ilişkileri, rakamları ve riski aynı anda görebilen bütünsel bakış açısı. Empatiyle dinlerken öğreniyorum. İş yerinde çok sıkı takip edebilme becerisini önemsiyorum. Görünmeyen yük ise “her rolde kusursuz olma” baskısı. Evde, işte, toplumda… Hep çok iyi, çok kontrollü, çok dayanıklı olmanız bekleniyor. Bu da zaman zaman yıpratıcı olabiliyor. Kendi adıma, hem kadın hem lider olarak kırılganlığımı gizlemek yerine, onu insani bir güç olarak sahiplenmeyi seçiyorum ve bunu her gün yeniden öğreniyorum.
Kadının aile içindeki rolü değişiyor, iş hayatındaki rolü de güçleniyor. Sence Türkiye’de kadının güçlenmesi için önümüzdeki beş yılda en kritik kırılma nerede yaşanacak?
En kritik kırılma, “bakım emeğinin” sadece kadının sırtından inmesi ile yaşanacak. Kreş, esnek çalışma, babalık izni, bakım sorumluluğunun aile içinde eşit paylaşılması… Bunlar gerçekleşmeden kadın istihdamındaki tüm hedefler eksik kalıyor. Rol modeller çoğaldıkça, genç kadınların önündeki görünmez bariyerler de inceliyor.
Kurumsal dünyada başarı ile aile hayatı arasında hassas bir denge var. Damla Dadgar olarak bu dengeyi zaman içinde nasıl kurdun? Fedakârlıkların sana ne öğretti?
İtiraf etmeliyim; bu denge ilk günden kurulan bir şey değil, zamanla ve hatalarla öğrenilen bir süreç. Çok yoğun çalıştığım dönemlerde kaçırdığım anlar, ertelediğim buluşmalar oldu. Bu fedakârlıkların bana öğrettiği en önemli şey şu; hayat gibi hiç kimse sonsuza kadar kalıcı değil; sistemleri kurup, sorumluluğu paylaşmayı öğrenmek zorundayız. Bugün daha bilinçli tercihler yapıyorum; takvimime iş toplantısı kadar ailemi ve kendimi de yazıyorum. Bazen bir “evet” demek yerine “bu işi bir başkası yapabilir” diyebilmek, hem liderlik hem de insanlık sınavı aslında.
“İyi Bir Anne Olmak” Bu görev senin için bir sonuç mu, yoksa yeni bir başlangıç mı?
Ben bu dönemi “tam ortası” olarak tanımlıyorum. Hem bugüne kadar verdiğim emeğin, öğrenilmiş derslerin bir sonucu; hem de iş yaşamımda ve sürdürülebilirlik alanında yeni bir meydan okumaya giriş bileti. İş dünyasındaki görevlerim, benim için kişisel bir zirveden çok, bayrağı benden sonrakilere daha sağlam devredebilmek için bir sorumluluk alanı. O yüzden içimden geçen cümle şu: “Bu bir sonuç değil, iyi hazırlanmış bir başlangıç.” Diyorum